Deve ve Deve Güreşi'nin Tarihteki Yeri ve Önemi

Başlıca Orta Asya'dan başlayıp, bugün Anadolu'da da evcil olarak ilgi duyduğumuz hayvanlar arasında: at, deve, inek, tavuk, koyun, keçi, kedi, köpek, çeşitli kuşlar v.b. halen bizlerle iç içe yaşamlarını sürdürmektedirler. Kültürümüz açısından etinden, derisinden, tüyünden ve sütünden yararlandığımız hayranlarımız olduğu gibi savaş sanatımızda, ticaretimizde, göçlerimizde ve sporumuzda da yetiştirdiğimiz hayvanlarımız mevcuttur. Bunlar başlıca at, deve ve kartaldır.

 

Her bir hayvanımızın maddi ve manevi değerleri kültürümüzün büyük bir kısmını oluşturur.

 

Bugün deve ve deve güreşi hakkında sizlere bilgi aktarmaya çalışacağız.

 

Kanadalı biliminsanları tarafından yapılmış olan ve Nature Communications (Doğa İletişimi) adlı dergide yayımlanan makalede yer alan akademik verilere göre, develerin anavatanının Kuzey Kutbu olabileceği belirlenmiştir. Kanada'nın Grönland'a yakın olan Ellesmere Adası'nda taşlaşmış kemik kalıntıları üzerinde yapılmış olan incelemeler sonucunda, bu kemik kalıntılarının 3.5 milyon yıl önce yaşamış olan günümüzdeki develerden oldukça büyük deve ailesine ait olduğu söylenmektedir. Makalede bahsedilen bölgede bugün bitki örtüsüne rastlamak mümkün değildir. Biliminsanlarının görüşüne göre deve ve lama sürüleri buradan milyonlarca yıl önce dünyanın çeşitli bölgelerine göç ettiği yönündedir. Bu bölgeler ise başlıca Asya ve Güney Amerika'dır.

 

Tarihi milyonlarca yıl önceye dayanan deve birçok medeniyetin vazgeçilmezi olmuştur. Gerek çölün sıcak ve kuraklığı olsun, gerekse de Asya'nın engebeli ve soğuk iklimi olsun asla pes etmeyen yapısıyla oldukça değer verilen bir hayvandır. Bilhassa Arap Yarımadası'nda uzun yol olabilmesi ve suyunu hörgücünde depolayarak su ihtiyacını günlerce giderebilmesi insanların ona olan ilgisini arttırmıştır. Bu sayede taşımacılık olarak hayatımızdaki yerini ilk olarak almıştır. Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra ise etinden daha sık faydanılmaya başlanmıştır. Daha çok günümüzde sucuk olarak temin edebilmekteyiz.

 

Tüm bunlarla beraber develer aynı zamanda sporda da karşımıza çıkmaktadır. Özellikle deve güreşi ve deve yarışı. Toplum olarak özellikle deve güreşine büyük önem vermekteyiz.

 

Deve Güreşi'nin tam olarak ortaya çıkışı bilinmemektedir. Ancak Petersburg Hermitaj Müzesi'nde sergilenmekte olan, Hakasya Cumhuriyet'i sınırları içerisinde yer alan Sulekskaya yakınlarda Margiana'da bulunan bir taş kalıntısı üzerinden yapılan araştırmaya göre 4.000 yıl önce develerin güreştirildiğini bilmekteyiz. Bir diğer delil ise Kazakistan'da Beşoba Kurga'nında bulunan bronz levhadır. Bu bronz levha üzerinde güreşen ve birbirlerinin arka bacaklarından birini ısırmış olarak canlandırılmış çift hörgüçlü iki deve figürü görülmektedir. Bu bronz levhanın M.Ö. 6 veya 5. yüzyıllarından kalma olduğu sanılmaktadır ve halen Rusya Federasyonuna bağlı bir Türk Cumhuriyeti olan Başkurtistan'ın başkenti Ufa'daki Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Buna benzer birçok bronz levha ve develerin güreştirildiğine dair delil vardır.

 

Ülkemizde deve güreşleri yılın belirli aylarında şenlik havasında yapılır. A. Münis Armağan tarafından kaleme alınan "Batı Anadolu Tarihinde İlginç Olaylar " adlı eserinde “Develerin Sonu” adlı bölümünde, deve güreşlerinin ilk olarak İzmir'in Tire İlçesi'nde Sultan II. Mahmud döneminde ticaretle uğraşan kafilelerce ve kervanlarca deve güreşlerinin düzenlendiği belirtilmektedir. Ancak ilk deve güreşi gösterisi Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Dergisi'nde "Türklerde Deve Güreşlerinin Orta Asya'dan Anadolu'ya 4.000 Yıllık Geçmişi" adlı makalede yer alan akademik verilere göre ilk deve güreşinin Aydın, İncirliova'ya bağlı Hıdırbeyli Köyü'nde düzenlendiği söylenmektedir.

 

Bugün başta İzmir'in Tire İlçesi'nde yapılan deve güreşleri, Türkiye'deki develerin çeşitli olumsuzluklardan dolayı azalmasıyla tam anlamıyla son örneği diyebiliriz. Sahip çıkılmadığı takdirde yok olan renklerimiz arasında olması çok yakın. Ancak halen İzmir başta olmak üzere Muğla, Aydın, Manisa, Denizli, Balıkesir, Çanakkale, Burdur, Isparta ve Antalya gibi illerimizin çeşitli yerleşim bölgelerinde deve güreşi yapılmaktadır. Aynı zamanda her yörenin kendine ait kuralları mevcuttur.

 

Deve Güreşi'nin Başlıca Özellikleri

 

Deve güreşi, “Tülü” adı verilen erkek develer arasında yapılır. “Tülü” devenin meydana gelişi ise ”Yoz” adı verilen tek hörgüçlü dişi deve ile “Buhur” adı verilen çift hörgüçlü erkek devenin çiftleşmesi sonucunda olur. Sadece Tülü cinsi develer güreşçi olarak nitelendirilir. Kural gereği bir devenin güreşçi olarak sınıflandırılabilmesi için doğacak devenin, güreşçi deve soyundan gelmesi gerekir. Güreşçi devenin gerekli olan biyolojik ve genetik yapısı uygun olduğu takdirde deve, güreş yaptırılmak üzere itina ile eğitilir. Deve güreşi, her zaman yapılamaz. Bunun nedeni Tülü'nün kızgınlık döneminde olması gerektiğidir. Kızgınlık dönemleriyse Aralık, Ocak, Şubat ve Mart aylarında olur. Güreşçi her devenin bir adı vardır. Bu adlar, bazen sahibi tarafından verilir, bazen de güreş sırasında gösterdiği başarı sebebiyle seyirciler tarafından kendisine verilir.

 

Örneğin:

 

Adalı, Ağır Dağ, Almanyalı, Bütün Dünya, Çakal, Çamkıran, Çayırlı, Cesur Yürek, Ceylan, Çılgın Hasan v.b.

 

Devenin üzerinde eşyalar ise şöyledir:

 

“Havut”, semere verilen addır. “Peş” ise, “havut”un arkasına konulan süslü beze denir. Bu beze, güreşçi devenin adı yazılır. Buraya geleneksel olarak “Maşallah” da yazılır. Güreşçi deve, güreşten bir gün önce geleneksel olarak süslenir. Çalınan davul ve zurna ile kentte bir resmi geçit düzenlenir. Kortej ile cadde ve sokaklarda gezilir. Davul ve zurnanın çaldığı zeybek havası ve develere takılan zil ve çanların çıkardığı seslerin harmonisi insanı eski günlere götürür. Devenin, sahibi tarafından süslenmesi başka bir sanatı gözler önüne serer. Deve güreşinden bir gün önce “Halı gecesi” adı verilen bir toplantı düzenlenir. Bu toplantıya, deve sahipleri ve misafirler katılır. Bu bir tanışma toplantısıdır. Dostluklar pekiştirilir. Bu toplantıda; yenilir, içilir, türküler söylenir ve zeybek oynanır. Açık artırmalarda getirilen halılar satılır. Günümüzde güreş alanında satışa sunulan farklı eşyalar da görmekteyiz.

 

Güreş meydanına halk erkenden gelir ve yerini alır. Aileler, dostlar, arkadaşlar yanlarında getirdikleri çeşitli gıda ürünlerini sofra kurarak ziyafete koyulurlar. Genellikle sabahın erken saatlerinde güreş meydanı ve çevresi güreş severler tarafından doldurulur. Davul ve zurna deve güreşlerinin vazgeçilmezidir. Festival boyunca durmadan çalınır. Bazı seyirciler, zeybek oynar. Hoparlörden güreşecek develerin adları duyurulur. Deve sahipleri sarvanlar ile birlikte develeri güreş meydanına getiriler. Develer, güreş meydanında tur atarlar. Güreşler başlar. Deve güreşleri genel olarak saat 10:00’da başlar. Cazgır, deve güreşlerinin önemli ve renkli karakteridir. Cazgır, mikrofon aracılığıyla güreşçi develerin adlarını duyurur. Cazgır; develeri çeşitli süslü sözlerle över. Kendisine özgü ve kafiyeli şiirler okuyarak, deve güreşlerine coşku ve renk katar.

 

Başhakem, orta hakem ve masa hakemi olmak üzere bir hakem kurulu oluşturulur. Urgancılar, güreş develerinin ağızlarını bağlamak için ağız bağlayıcılar ve ağız bağının kontrolcüsü seçilir. Deve güreşleri “Ayak”, “Orta”, “Başaltı” ve “Baş” olarak dört bölümde yapılır. Galibiyet üç şekilde kazanılır: “Kaçırtarak”, “Bağırtarak”, ”Yıkarak”. “Kaçırtarak”ta; deve, haşmetiyle rakip deveyi kaçırtır. “Bağırtarak”ta; deve zor bir oyunla rakibi deveyi bağlar, zora gelen rakip deve diğer devenin gücüne dayanamaz ve bağırır. “Yıkarak”ta; deve, rakibi olan deveyi yıkar ve üzerine çöker. Pes etme şeklinde de bir galibiyet vardır. Deve sahibi devesinin fazla ezilmesini önlemek amacıyla, devesini güreşten çeker. Deve sahibi, güreş sırasında, urganını ortaya atar. Bu pes etme anlamına gelir. Diğer deve galip ilan edilir. Birbirini yenemeyen develer berabere kalırlar. 

 

Develer, güreşler sırasında bazı oyunlar yaparlar. Bu oyunlardan bazılarının adları şöyledir: “Bağ”, “Çengel”, “Çatal”, “Makas”, “Kol atması”, “Muşat çengel”, “Tam bağ”, “Yarım bağ”, “Düz çengel”, “Tekçi”,” Kol kaldırma”. Değişik oyunlar yapan develerin birbiriyle eşleştirilmesi heyecanı arttırır. Her deve, kendi sınıfındaki “Tülü “ ile güreşir. Sağdan güreşen develere “Sağcı”, soldan güreşen develere, “Solcu” denir. Rakiplerinin ayağına çelme atarak oturan develere “Çengelci”; rakiplerinin başını, göğsünün altına alıp oturan deveye “Bağcı” adı verilir. Rakibini yıkmak ve kaçırmak için yan yana gelip ittiren ve başıyla da ayaklarını yoklayan develere de “Tekçi” denir. Galip deve gururla, dört ayağını bir araya getirerek ve böbürlenerek seyirciyi selamlar. Ödül olarak halısını alır. Güreş meydanını terk eder. Mağlup deve utanır ve susar. Bir deve bir günde bir defa güreşir. Bir güreşin süresi 10 ilâ 15 dakika kadar sürmektedir.  Ana hatlarıyla deve güreşinin esasları bunlardır. Çeşitli istatistiklere göre 2012 yılında Türkiye'deki deve sayısı 1300 iken 2017 verilerine göre ülkemizde 1500 deve bulunmaktadır.

 

 

Şair-Yazar Fatih BAYRAKCI