Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Kadir Turan
Köşe Yazarı
Kadir Turan
 

Öğretmen Olmak

Bu yazıda Z kuşağına rol model olma iddiasındaki öğretmenin imkânlarını ve sınırlarını, sosyal medya ve mesleki kültür üzerinden tartışacağım... (Bu yaşıma kadar beni okutan ve üzerimde emeği olduğuna inandığım, bana dokunan ve yön veren ve bu sebeple kendilerine yıllar sonra da olsa ulaşıp iletişime geçtiğim, vefânın gereği olarak özel günlerde bir mesajla da olsa kendilerini hatırlayıp teşekkür ettiğim tüm öğretmenlerime saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.) Öğretmen-öğrenci ilişkisi birçok ilişki türünden ayrı tutulması ve değerlendirilmesi gereken bir birliktelik. Zira bir kişinin, bireyin eğitimi ve inşası söz konusuyken aslında bir toplumu, bir nesli hatta bir milleti eğitip şekillendiriyorsunuz. Öğretmenin Çok Boyutlu Rolü Bu yönüyle değerlendirildiğinde öğretmen tarafı sadece alanında değil; misyonu gereği psikoloji, sosyoloji, genel kültür, adab-ı muaşeret ve güncel konularda da asgari bir bilgi birikimine sahip olmalı ve öğrencilere yeni bir ufuk kazandırabilmek adına ikili ilişkilerde güçlü bağlar kurabilecek bir enerjiye sahip olmalıdır. Bu doğrultuda zaten iyi bir eğitim sistemine ve güçlü aile dinamiklerine sahip bir toplum olmayışımız, mütemadiyen saygısız, sorumsuz ve duyarsız olarak eleştirdiğimiz bugünün neslinin içler acısı hali ve bunun nedenleri hakkında bizlere yeterli emâre ve işaretleri vermiyor mu? Eğitim sisteminin bu kadar çok değiştiği, küreselleşme ve onun getirisi modernleşme ile birlikte aile olgusunun ve toplumsal birlik ve bütünlüğün kaybolmaya yüz tuttuğu bir zeminde öğretmenler olarak karşımıza nasıl bir genç nesil çıkmasını bekliyoruz ki? Sosyal Medya ve Mahremiyet Özel hayatıyla da öğrencilere yön verebilecek konumda olan eğitimciler, aleyhlerinde oluşabilecek her türlü söylem ve eylemden de kaçınmalıdır. Bu bağlamda kitleleri ve bilhassa genç nesilleri etkileme ve manipüle etme konusunda büyük bir işleve sahip sosyal medya kullanımının en nitelikli örneklerini yine öğretmenlerimizde görmeliyiz. Karşı çıkabilirsiniz ama benim gözlemim genel olarak bir bireyin ve özellikle de bir eğitimcinin sosyal medya hesaplarında gezip tozduğu yerleri, yiyip içtiği masaları ve bilhassa ailesiyle beraber geçirdiği vakitleri sosyal medyada paylaşması pozitif bir örneklik teşkil etmez. Direkt yahut dolaylı olarak paylaşımlara getirilen yorumlara maruz kalınması ve bu yorumlarda yer yer müstehcen bir dilin kullanılmasıyla hiçbir kişinin ve dahi öğretmenlerin karşı karşıya gelmek istemeyeceği çok açık değil mi? Hiç tanımadığımız birilerinin ailemizle olan bir anımızı görmesi mahremiyet sınırlarının ihlali değil midir? Bu yönüyle teşhirciliğin moda olduğu, görünürlüğün popüler kılındığı post-modern zaman diliminde "Z kuşağı" gençlere örneklik sergileyebiliyor muyuz kıymetli öğretmenler? Sosyal medya görünürlüğüyle çok fazla ilgilenen ve son dönemde moda olan fenomen öğretmen olgusunu bu bağlamda nasıl değerlendirmeli ve nasıl bir sonuca varmalıyız? Günümüzde çokça tartışılan ve "Z Kuşağı" olarak yaftaladığımız bugünün neslinin, söz konusu eğitim-öğretim olduğunda dile getirilen eksiklik ve kusurlarla ilgili eleştirilerin büyük oranda kendilerine yöneltildiğine tanık oluyoruz. Fakat anne-babalar, toplumsal değişim, dönüşüm ve gelişimin anahtarlarını elinde tutan devlet olgusu, topluma ve bilhassa genç nesle örneklik teşkil etmesini beklediğimiz kişi ve gruplar ve özellikle öğretmenler bu neslin gelişimi, terakkisi ve olgunlaşması için üzerlerine düşeni yapıyorlar mı bunu sorgulamalıyız. Eğitimciler olarak eleştirimizi sürekli öğrencilere ve ailelere yöneltmek yerine onlara yol gösterecek, ışık tutacak bir zihniyete ve bunu hayata geçirecek güçlü bir temele, iradeye ve duruşa sahip miyiz bunun ayırdına varmalıyız. Şahsım adına geriye dönüp baktığımda eğitim ve öğretim hayatımda bana dokunan, yön veren, rol model olabilen öğretmen sayısı yok denecek kadar az. Ne zaman ki liseyi bitirdim ve mahallemizdeki cami imamıyla tanıştım işte o zaman elime kitap almaya ve düşünmeye başladım. Çünkü o hoca bana dokundu. Benim için örnekti, kılavuzdu. Şimdi ne mi yapıyorum? 50 yıllık yayın hayatı olan dergilerde, yerel gazetelerde ve dijital mecralarda yazı ve makale yazıyorum. Şuraya geleceğim; bütün olarak devlet idaresini ve eğitim sistemini yeriyoruz, ailelerin örneklik sergileyemedikleri gerekçesine sarılıp, öğrencileri dikkatsiz, ilgisiz, saygısız, umursamaz, lakayt ve ahlaki erdemlerden uzak olduklarını savunuyoruz. Peki ya öğretmenlerimiz... Kendine yatırım yapmayı, kendini yetiştirmeyi dert edinip öğrencisine rehber olabilmek için çabalayan kaç öğretmen tanıyoruz bunca yıllık eğitim hayatımızda. Bunun cevabı için ders aralarında öğretmen odalarında neler konuşulduğuna dikkat kesilmek yetecektir. Mesleki Tükenmişlik ve Öğretmen Odası Kültürü Samimi olduğum birkaç öğretmen arkadaşım öğretmenler odasında; çekememezlik ve dedikodunun başını alıp gittiğini, karşılıklı ve yer yer gruplaşmaya varan derecede hasedin ve hazımsızlığın dolayısıyla samimiyetsizliğin kol gezdiğini, borsa ve futbol tartışmalarının sohbetlerin temel konusu olduğunu dile getirirken aslında sorunun ne kadar ciddi bir boyuta geldiğini ifade ediyorlar farkında olmadan. Evet, sorun büyük ama bu sorunun yukarıda da ifade edilenler doğrultusunda önemli bir payının da öğretmenlerimizde olduğunu düşünüyorum. Hepimizin ve bilhassa yetişkinlerin malûmudur, eskiden öğretmenlik mesleğine ve öğretmenlere tarifsiz bir saygı duyulurdu. Öğretmen anlattığında can kulağıyla dinler, güldüğü zaman güler, sustuğunda susar ve kızdığında düşünüp anlam çıkarmaya çalışırdık. Bugünlerle kıyaslandığında arada derin uçurumlar olduğunu görüyoruz. Dün öğretmenin vurduğu yerde gül biterdi ve bu filmlere konu olur ve idraklere işlenirdi. Bugün ise okullarda öğretmen ve öğrenci birbirine giriyor ve çok acı olarak öğretmen de ölüyor öğrenciler de. Gariptir ki bu bir terör saldırısı değil. Bu vahim durumlar bir öğrenci ya da okul çağındaki birileri tarafından gerçekleştiriliyor. Son derece trajik olan bu durumda bütün suçu "Z kuşağına" mı yükleyelim? Önce kurumsal aklın (devletin), sonra ailenin ve toplumun ve nihayetinde ve bana göre en az diğer unsurlar kadar sorumlu olduklarına inandığım öğretmenlerimizin hiç payı yok mu? Israrla bunun üzerinde niye duruyorum: Çünkü son dönemlerde okullarda yaşanan acı durumlarda her daim suçlanan, ihmali olduğu gerekçesiyle devlet, aile ve modern zamanların insana bıraktığı anlam boşluğu ve niteliksizlik terekesi ya da kontrolden çıkan internet bağımlılığı oldu. Peki ama yazılı ve görsel medyada, basında ya da toplum tabanındaki ayak üstü sohbetlerde hiç ama hiç duymadığım, rastlayamadığım, bu yaşananlardan öğretmenlerimizin suçu, sorumluluğu, payı yok mu? Kıymetli öğretmenler, gelin öğretmen olalım... Saygı, sevgi ve hürmetlerimle...
Ekleme Tarihi: 06 Temmuz 2026 -Pazartesi

Öğretmen Olmak

Bu yazıda Z kuşağına rol model olma iddiasındaki öğretmenin imkânlarını ve sınırlarını, sosyal medya ve mesleki kültür üzerinden tartışacağım...

(Bu yaşıma kadar beni okutan ve üzerimde emeği olduğuna inandığım, bana dokunan ve yön veren ve bu sebeple kendilerine yıllar sonra da olsa ulaşıp iletişime geçtiğim, vefânın gereği olarak özel günlerde bir mesajla da olsa kendilerini hatırlayıp teşekkür ettiğim tüm öğretmenlerime saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.)

Öğretmen-öğrenci ilişkisi birçok ilişki türünden ayrı tutulması ve değerlendirilmesi gereken bir birliktelik.

Zira bir kişinin, bireyin eğitimi ve inşası söz konusuyken aslında bir toplumu, bir nesli hatta bir milleti eğitip şekillendiriyorsunuz.

Öğretmenin Çok Boyutlu Rolü

Bu yönüyle değerlendirildiğinde öğretmen tarafı sadece alanında değil; misyonu gereği psikoloji, sosyoloji, genel kültür, adab-ı muaşeret ve güncel konularda da asgari bir bilgi birikimine sahip olmalı ve öğrencilere yeni bir ufuk kazandırabilmek adına ikili ilişkilerde güçlü bağlar kurabilecek bir enerjiye sahip olmalıdır. Bu doğrultuda zaten iyi bir eğitim sistemine ve güçlü aile dinamiklerine sahip bir toplum olmayışımız, mütemadiyen saygısız, sorumsuz ve duyarsız olarak eleştirdiğimiz bugünün neslinin içler acısı hali ve bunun nedenleri hakkında bizlere yeterli emâre ve işaretleri vermiyor mu? Eğitim sisteminin bu kadar çok değiştiği, küreselleşme ve onun getirisi modernleşme ile birlikte aile olgusunun ve toplumsal birlik ve bütünlüğün kaybolmaya yüz tuttuğu bir zeminde öğretmenler olarak karşımıza nasıl bir genç nesil çıkmasını bekliyoruz ki?

Sosyal Medya ve Mahremiyet

Özel hayatıyla da öğrencilere yön verebilecek konumda olan eğitimciler, aleyhlerinde oluşabilecek her türlü söylem ve eylemden de kaçınmalıdır. Bu bağlamda kitleleri ve bilhassa genç nesilleri etkileme ve manipüle etme konusunda büyük bir işleve sahip sosyal medya kullanımının en nitelikli örneklerini yine öğretmenlerimizde görmeliyiz. Karşı çıkabilirsiniz ama benim gözlemim genel olarak bir bireyin ve özellikle de bir eğitimcinin sosyal medya hesaplarında gezip tozduğu yerleri, yiyip içtiği masaları ve bilhassa ailesiyle beraber geçirdiği vakitleri sosyal medyada paylaşması pozitif bir örneklik teşkil etmez. Direkt yahut dolaylı olarak paylaşımlara getirilen yorumlara maruz kalınması ve bu yorumlarda yer yer müstehcen bir dilin kullanılmasıyla hiçbir kişinin ve dahi öğretmenlerin karşı karşıya gelmek istemeyeceği çok açık değil mi? Hiç tanımadığımız birilerinin ailemizle olan bir anımızı görmesi mahremiyet sınırlarının ihlali değil midir? Bu yönüyle teşhirciliğin moda olduğu, görünürlüğün popüler kılındığı post-modern zaman diliminde "Z kuşağı" gençlere örneklik sergileyebiliyor muyuz kıymetli öğretmenler? Sosyal medya görünürlüğüyle çok fazla ilgilenen ve son dönemde moda olan fenomen öğretmen olgusunu bu bağlamda nasıl değerlendirmeli ve nasıl bir sonuca varmalıyız?

Günümüzde çokça tartışılan ve "Z Kuşağı" olarak yaftaladığımız bugünün neslinin, söz konusu eğitim-öğretim olduğunda dile getirilen eksiklik ve kusurlarla ilgili eleştirilerin büyük oranda kendilerine yöneltildiğine tanık oluyoruz. Fakat anne-babalar, toplumsal değişim, dönüşüm ve gelişimin anahtarlarını elinde tutan devlet olgusu, topluma ve bilhassa genç nesle örneklik teşkil etmesini beklediğimiz kişi ve gruplar ve özellikle öğretmenler bu neslin gelişimi, terakkisi ve olgunlaşması için üzerlerine düşeni yapıyorlar mı bunu sorgulamalıyız. Eğitimciler olarak eleştirimizi sürekli öğrencilere ve ailelere yöneltmek yerine onlara yol gösterecek, ışık tutacak bir zihniyete ve bunu hayata geçirecek güçlü bir temele, iradeye ve duruşa sahip miyiz bunun ayırdına varmalıyız.

Şahsım adına geriye dönüp baktığımda eğitim ve öğretim hayatımda bana dokunan, yön veren, rol model olabilen öğretmen sayısı yok denecek kadar az. Ne zaman ki liseyi bitirdim ve mahallemizdeki cami imamıyla tanıştım işte o zaman elime kitap almaya ve düşünmeye başladım. Çünkü o hoca bana dokundu. Benim için örnekti, kılavuzdu. Şimdi ne mi yapıyorum? 50 yıllık yayın hayatı olan dergilerde, yerel gazetelerde ve dijital mecralarda yazı ve makale yazıyorum.

Şuraya geleceğim; bütün olarak devlet idaresini ve eğitim sistemini yeriyoruz, ailelerin örneklik sergileyemedikleri gerekçesine sarılıp, öğrencileri dikkatsiz, ilgisiz, saygısız, umursamaz, lakayt ve ahlaki erdemlerden uzak olduklarını savunuyoruz. Peki ya öğretmenlerimiz... Kendine yatırım yapmayı, kendini yetiştirmeyi dert edinip öğrencisine rehber olabilmek için çabalayan kaç öğretmen tanıyoruz bunca yıllık eğitim hayatımızda. Bunun cevabı için ders aralarında öğretmen odalarında neler konuşulduğuna dikkat kesilmek yetecektir.

Mesleki Tükenmişlik ve Öğretmen Odası Kültürü

Samimi olduğum birkaç öğretmen arkadaşım öğretmenler odasında; çekememezlik ve dedikodunun başını alıp gittiğini, karşılıklı ve yer yer gruplaşmaya varan derecede hasedin ve hazımsızlığın dolayısıyla samimiyetsizliğin kol gezdiğini, borsa ve futbol tartışmalarının sohbetlerin temel konusu olduğunu dile getirirken aslında sorunun ne kadar ciddi bir boyuta geldiğini ifade ediyorlar farkında olmadan.

Evet, sorun büyük ama bu sorunun yukarıda da ifade edilenler doğrultusunda önemli bir payının da öğretmenlerimizde olduğunu düşünüyorum.

Hepimizin ve bilhassa yetişkinlerin malûmudur, eskiden öğretmenlik mesleğine ve öğretmenlere tarifsiz bir saygı duyulurdu. Öğretmen anlattığında can kulağıyla dinler, güldüğü zaman güler, sustuğunda susar ve kızdığında düşünüp anlam çıkarmaya çalışırdık. Bugünlerle kıyaslandığında arada derin uçurumlar olduğunu görüyoruz. Dün öğretmenin vurduğu yerde gül biterdi ve bu filmlere konu olur ve idraklere işlenirdi. Bugün ise okullarda öğretmen ve öğrenci birbirine giriyor ve çok acı olarak öğretmen de ölüyor öğrenciler de. Gariptir ki bu bir terör saldırısı değil. Bu vahim durumlar bir öğrenci ya da okul çağındaki birileri tarafından gerçekleştiriliyor. Son derece trajik olan bu durumda bütün suçu "Z kuşağına" mı yükleyelim?

Önce kurumsal aklın (devletin), sonra ailenin ve toplumun ve nihayetinde ve bana göre en az diğer unsurlar kadar sorumlu olduklarına inandığım öğretmenlerimizin hiç payı yok mu? Israrla bunun üzerinde niye duruyorum: Çünkü son dönemlerde okullarda yaşanan acı durumlarda her daim suçlanan, ihmali olduğu gerekçesiyle devlet, aile ve modern zamanların insana bıraktığı anlam boşluğu ve niteliksizlik terekesi ya da kontrolden çıkan internet bağımlılığı oldu. Peki ama yazılı ve görsel medyada, basında ya da toplum tabanındaki ayak üstü sohbetlerde hiç ama hiç duymadığım, rastlayamadığım, bu yaşananlardan öğretmenlerimizin suçu, sorumluluğu, payı yok mu?

Kıymetli öğretmenler, gelin öğretmen olalım...

Saygı, sevgi ve hürmetlerimle...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve buyuktire.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.