meritking giriş kingroyal giriş

Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sadık Medin
Köşe Yazarı
Sadık Medin
 

TABLODAKİ KAN

Günümüzde ilçe olan Karabağlar, önceleri Konak ilçesine bağlı bir mahalle idi. Altmışlı yıllarda İzmir’in ilçelerinden Orta Anadolu’dan ve güney illerinden gelen vatandaşlarla nüfus ve alan olarak büyüdükçe büyüdü. Zamanla çamlık yok edildi yerleşime açıldı. Altmışlı yıllarda Karabağlar adeta bir sanayi bölgesiydi. Kamyonları otobüse çeviren karasörcüler, aluminyum levhaları sürahiye çeviren sıvamacılar, mobilyacılar, demir döküm atölyeleri, ayna - mürekkep ve yapıştırıcı kola imalathanesi, biriket imalatı, üç yazlık sinema, nalbur ve hırdavatçılar, çay ocakları ve kahveler. Paşa köprüsünün güneyinde prina fabrikası birde Kaymakkuyu semtinde Yeşillik caddesi kenarında Yaşayanlar İlkokul’u. Orcaner yakınlarında “Aslan Avcı” saçma fabrikası. Köy görünümündeki Karabağlarda tek veya çift katlı evler arsaların arasında tek tük görünürdü.Üç katlı evler azdı. Yunus Emre mahallesinde yaşayan bir vatandaş neredeyse şehirler arası  ana caddeyı görecek gibiydi. Henüz Pazar yeri yoktu. Vatandaş belediye otobüsüyle yola çıkar Eşrefpaşa’da iner Bayramyeri’ndeki pazardan Pazar alışverişini yapardı.  Hikayemizin kahramanı Tarık lise öğrencisi olarak hafta içi her gün Asmalı durakta otobüse biner Çankaya durağında inerdi. Daha sonra yürüyerek Alsancak’taki okuluna giderdi. Eve dönüş güzergahı farklıydı. Alsanncaktaki okulu saat on üçe doğru paydos zili çalınca Fuarın Montre ve Lozan kapılarının çizdiği yayı takip ederek önce Mezarlıkbaşı’na oradan konak Meydanı’na gelirdi. Meydandan Karabağlar 28 Çamlık otobüsüne binen Tarık nihayet otobüsün koltuğunda dönüş yoluna çıkmış olurdu. Asmalı Kahve durağında iner yürüyerek evlerine ulaşırdı. Annesi sofrayı kurar o gün Allah ne verdiyse analı oğullu karınlarını doyururlardı. Küçük kardeşi akşama doğru çalıştığı atölyeden döner sofra daha neşeli hale gelirdi. Kardeşi önceleri Karasörcüde çalışmış daha sonra ayna mürekkep atölyesine girmişti.  Tarık, daha ilk yılda üç dersten bütünlemeye kalmıştı. İki dersten sınıfta kalınca yaz tatilinde sınıf arkadaşı Hasan’ın tavsiyesiyle İkiçeşmelik caddesinden Agora’ya sapan sokaktaki tabelacı Ahmet ustanın yanında çıraklık yaptı. O’ndan yazı fırçasıyla düzgün yazı yazmayı öğrendi.Tabela ve afişteki  resimleri  özenerek yaptı. Okullar açıldığında aynı sınıfta tekrar okudu. Yine sınıfta kalınca  “ Helvacı kağıdı tabir edilen” o meşhur  belgeyi  aldı…  Yaz aylarında Başdurak Camiinin güneyinde bir iş hanının zemin katında Tarık Aslan ustanın yanında çalıştı. Yazısını ve resim sanatını daha da geliştirdi. Sınavlara bir ay kala atölyeden ayrıldı. Fuar göl gazinosunun civarındaki bir bankta ders çalışıp belgelendiği iki dersi sınavda verip ikinci sınıfa geçti.  Tarık  hafta sonları ve sömestir tatillerinde elinde küçük mavi renkli bir valizle harçlığını çıkarmak için sokakları ve caddeleri  arşınladı. Varyanttaki bankları önce kırmızıya boyayıp kuruyunca bir bankanın ismini büyük harflerle yazdı. Devamı Hatuniye Camiinin park kısmı ve Fuarın içindeki bazı banklardı.  Okuldaki eğitim öğretim saatleri öğleden sonra on üçe doğru bitiyordu. Cumartesi günleri üç dersten sonra öğrenciler evlerine dönüyordu. Tarık evlerinde yedikleri yemekten sonra; Yanına aldığı birkaç resim kağıdı bir küçük şişe içindeki  çini mürekkebi ve sulu boyu fıırçası ile evlerine en yakın kahvehaneye gidiyordu. Öncelikle ocakçının yada garsonun veya kahvehane sahibinin ücretsiz karikatürünü çiziyordu. Karikatürü beğenen birkaç kişinin  birer lira karşılığında karikatürlerini çizdikten sonra kahvehaneden ayrılıyor doğru Mezarlıkbaşı ile Çankaya arasındaki sinemaya gidiyordu. O günlerde bilet ücreti bir liraydı.İkinci olarak gittiği Basmanedeki Yıldız, Kapılarda’ki Kulüp  sinemaları idi. Günün birinde çantası,boyaları ve fırçaları ile Asmalı Kahve durağından kuzeye doğru ilerlerken soldaki sokak içinden ana yola ilerleyen orta boylu tıknaz bir kişiyle karşılaştı.  “Kahve tepsisine yazdırmak istediğim bir şiir var yazar mısın ? “Yazarım.İsterseniz her türlü resmi de yaparım. “ Gördüğün bakkal dükkanı benim. Kapı önündeki sandalyeye oturun. Evim yan tarafta hemen getiririm. Tarık yazacağı şiiri ve şairini merak ediyordu. Şimdiye kadar değişik işyerlerine yazılar yazmış duvarlara resimler yapmış fuar zamanı standlarda karikatürler çizmişti. Şiir yazmakbu güne nasip olacaktı. Bakkalın tabelasında “Cafer Dürüst” yazıyordu. Cafer Bey  tepsiyle, şiir yazılı küçük bir kağıdı getirdi. Kaç liraya yazılacağını sordu. Duyduğu ücrete itiraz etmeden Tarık’a tepsiyi uzattı. Tarık az önce ikram edilen çayın bulunduğu masaya tepsiyiyerleştirdi. Kurşun kalemi ve cetveliyle yazacağı dörtlüğün paralel hatlarını çizdi. Sekiz numara Habico fırçasıyla ve beyaz yağlıboya ile aşağıdaki dörtlüğü yazdı. “ Hararet nardadır sacda değildir    Keramet baştadır, tacda değildir    Her ne  arar isen  kendinde ara    Kudüs’de, Mekke’de, Hac’da değildir.”                                  Hacı Bektaş – ı Veli Yazı bitmiş, emeğinin hakkını almıştı. Cafer Bey tepsiyle evine dönerken Tarık’a teşekkür ediyordu. Tarık da teşekkür edip, hayırlı işler dileyerek oradan ayrıldı. Hem okula giden hem de okul dışında boş zamanlarında seyyar tabelacılık ve ressamlık yapan liseli Tarık’ın yolu Kapalı Durak civarına düşmüştü. Durak bitişiğinde bir karpuz kavun sergisi gördü. Okulların açılmasına birkaç ay kalmıştı. Evlerine kavun ya da karpuz almayı düşünüyordu. Meyveler futbol topu iriliğindeydi. Alıp almama düşüncesinde iken, İri yarı , çizmeli, sakolu  karpuzcu, valizdeki, “Tabela Resim Afiş” yazısını görmüş ve Tarık’a seslenmşti; “ Karpuz kavun resmi yaptırmak istiyorum. Yapar mısın ? “ Tabela, afiş,  resim ne olursa yaparım. Boyunu ebadını söylersiniz yapar getiririm. “ Ezbere mi, bakarak mı. “ Tabii ki bakarak..Bir kavun bir de karpuz lazım. Kilosu kaça bunların. “ Hangini alırsan al tanesi iki buçuk lira. Peki sen hangi ebatta ve kaç liraya yapacaksın resmi? “Serginin büyüklüğüne uygun, elliye yetmiş bir duralite yetmiş beş liraya olur.Çerçeve hariç.İstersen onu çerçeveciye yaptırırsın.  “ Tamam anlaştık. Resmi ne zaman getirirsin. ..En geç öbür gün getir, beğenirsem alırım. Beğenmezsen almam. “Tamam tamam öbürgün getiririm beğenmezsen almazsın.” Tarık kavun ve karpuzu satın alır emanet iki ayrı çuvala kor. Beş liralık ücreti ödeyerek oradan ayrılır. Kavun ve karpuzla eve dönen Tarık evlerinde bulunan beyaz boyalı 50x70 cm ebatlı bir duraliti şovaleye yerleştirir. Kavunu karpuzun bir kısmını dilimleyerek keser. Büyük bir meyve tabağına natürmort tablolarında olduğu gibi karpuz ve kavunun hem içini hem dışını gösterecek şekilde yerleştirir. Üç dört saatte resim bitmiştir. Bahçenin güneş gören bir duvarına çabuk kurusun diye yaslar. On onbeş dakika dinlenmek ister. Odasındaki divana uzanır. Bahçede tulumbası olan bir kuyu vardır. Bahçenin uç tarafındaki kümeste kumru büyüklüğünde dört beş tane beyaz piliçler. Yorgunluğunu hemen üzerinden atmak üzereyken kümeslerinin tel örgülü kapısını zorlayıp aralayan ve o aralıktan bahçeye fırlayan piliçlerin kuş diliyle bağırıp çağırışlarını görür. Piliçler kavun karpuz resminin olduğu  yere hızla varıp resimmdeki karpuz çekirdeklerini didiklemeye başlamışlardır. Tarık koşturarak piliçler kışkışlayarak tablodan uzaklaştırır. Karpuz ve kavun resminde önemli bir kusur oluşmamıştır. Tedbiri elden bırakmamak için tabloyu acele odasına alır. Rotüşlük bir durum yoktur.Ertesi gün tablonun kuruyup kurumadığını kontrol eder. Öğleden sonra sergiye götürür. Karpuz sergisinin sahibi Ahşap bir masanın etrafındaki iki sandalyeye eşiyle karşılıklı oturmuş karpuz peynir ekmek yemektedirler. Karpuzcu ayağa kalkar elinde tablo olan Tarık’ı ayakta karşılar.Uzatılan resmi eline alır birkaç dakika dikkatle inceler. Uzaaktan eşine de gösterır. Tekrar Tarık’a dönerek; “ Tam istediğim gibi olmuş. Buna şimdi bir çerçeve almamız lazım, der ve yetmiş beş lirayı uzatır. Tarık, Teşekkür ederim, hayırlı işler” diyerek oradan uzaklaşır.. Karpuzcu ,sessiz, ketum,çok ciddi birisidir. Bu küçük alışveriş dışında neyin nesidir kimin fesidir. O’nu anlamak neler yaşadığını bilmek,bildiklerinden birşeyler öğrenmek imkanı da yoktur. Bazı insanlarla karşılaştığınızda nedenli nedensiz hemen gardlarını aldıklarını sezinlersiniz. Her yerde her zaman her şeyi herkesle konuşamayacağınızı ve herşeyi paylaşamayacağınızı anlarsınız.  Tarık’ın büyük dayısı o tarihlerde Kaymakkuyu semtinde yeni yaptırdığı bir evde oturuyordu. Bir cumartesi günü , evlerinden annesiyle çıkıp büyük dayılarını ziyaret etmeye karar verdiler. Asmalı Kahvenin önüne geldikleride , Tarık iki hafta önce yaptığı kavun karpuz resminin kapalıdurak yanındaki sergide olduğunu bu yüzden yolun solundan gitmelerini söyledi. Anne oğul yaklaşık ikiyüz metre gittikten sonra serginin hizasına geldiler. Karpuzcu karı koca bir divanın üzerinde yan yana oturmuşlar kendi aralarında konuşuyorlardı.Adamın yüzü eşine dönüktü. Tarık’ın yaptığı tablo başlarından bir metre yükseklikte duvarda asılıydı sergi sağlı sollu brandalarla çevriliydi. Tarık annesine tabloyu göstermekte olsun, annenin birden gülümsemekte olan yüzü  pembeliğini kaybetti, soldu sarardı, bayılacak gibi oldu. Tarık’ın koluna girerek , “Tarık çabuk burdan gidelim. Bu katilin yüzünü  otuz yıl önce mahkemelerdeki duruşmalarda görmüştüm bugün gene gördüm.Az daha durursak düşüp bayılacağım. Tarık koluna girdiği annesini on beş yirmi metre adeta ayakta sürükledikten sonra bir çay ocağı sandalyesine oturttu. Çay ocağından istediği bir bardak suyla yüzünü yıkadı. “ Annecim söylermisin bu adam kim. Kimin, kimlerin katili.Nerenin kimin canisi? “Tarık biliyorsun, benim ve büyük dayının babası Çanakkale şehidi. Küçük dayın ordumuzun şerefli ve onurlu bir subayı. Küçük dayının halası bu gördüğün cani ile evliydi. Birkaç yıl iyi geçinmişler sonradan bu katil herif küçük dayının babasını ve halasını Hükümet Konağı’nın önünde üç beş kurşun sıkarak öldürüyor. Arada sırada on beş y,irmi senede bir çıkartılan af kanunlarıyla bu zibidiler serbest kalıyor. Bula bula bu caniye mi denk geldin bu adamamı resim yaptın evladım. “ Tamam tamam annecim,bu katil herif ne diye öldürüyor eşini ve kayın biraderini.” “ Küçük dayının halası bu heriften boşanmak istiyor bir türlü boşanamıyor. Polis ya, beylik tabancasıyla habire tehdit ediyor şiddet gösteriyor.En sonunda abisine küçük dayının babasına gelerek çare arıyor kızcağız. Konak önündeki arzuhalcilerden birine gelerek mahkeme makamına sunmak üzere dilekçe yazdırıyorlar. Bu cani bi yerden haber alıp koşa koşa arzuhalcinin yanına geliyor. Dava dilekçesini öfkeyle yarım yamalak okuyup eşine ve kayınbiraderine saldırıyor. Boğuşma sırasında tabancasını çekip ikisini de vuruyor. “ Keşke bu şerefsize bu resmi yapmasaydım. Paran pulun eksik olsun adi herif. Kime ne yaptıysan bin misliyle çıksın şerefsiz herif. “ Üzülme Tarık. Senin yaptığın resim sayesinde katili yıllar sonra tekrar görmüş oldum. Daha önce anlatmadığım bir olayı sana bugün anlatmış oldum. Dayın babasını kaybettiğinde henüz altı yaşındaydı. O yetim haliyle ilkokulu ve ortaokulu başarıyla bitirdi.  Namık Kemal Lisesi'ne her gün trenle iki buçuk saatte gitti. Akşam treniyle yine iki buçuk saatte Tire'ye döndü. Askeri okulların birinde okuyarak subay oldu.  Emekliliğinde bu caninin izini sürüyormuş. Söyleyemedim, iki çift laf söyler ,söz dalaşı kavgaya dönüşür, kimin kimi vuracağı belli olmaz diye düşündüm. Ben yetim, iki çocuklu dayın yetim,  bir şey olursa çocukları da yetim kalmasın diye düşündüm. Bu yüzden haber vermedim. Kimi Habil soyundan, kimi de Kabil. Ölenlere rahmet dileyelim. Ruhları şâd mekânları cennet olsun. Mehmet Sadık Medin 13 Şubat 2026 Osmanbey  Şişli
Ekleme Tarihi: 04 Mart 2026 -Çarşamba

TABLODAKİ KAN

Günümüzde ilçe olan Karabağlar, önceleri Konak ilçesine bağlı bir mahalle idi. Altmışlı yıllarda İzmir’in ilçelerinden Orta Anadolu’dan ve güney illerinden gelen vatandaşlarla nüfus ve alan olarak büyüdükçe büyüdü. Zamanla çamlık yok edildi yerleşime açıldı.
Altmışlı yıllarda Karabağlar adeta bir sanayi bölgesiydi. Kamyonları otobüse çeviren karasörcüler, aluminyum levhaları sürahiye çeviren sıvamacılar, mobilyacılar, demir döküm atölyeleri, ayna - mürekkep ve yapıştırıcı kola imalathanesi, biriket imalatı, üç yazlık sinema, nalbur ve hırdavatçılar, çay ocakları ve kahveler. Paşa köprüsünün güneyinde prina fabrikası birde Kaymakkuyu semtinde Yeşillik caddesi kenarında Yaşayanlar İlkokul’u. Orcaner yakınlarında “Aslan Avcı” saçma fabrikası.
Köy görünümündeki Karabağlarda tek veya çift katlı evler arsaların arasında tek tük görünürdü.Üç katlı evler azdı. Yunus Emre mahallesinde yaşayan bir vatandaş neredeyse şehirler arası  ana caddeyı görecek gibiydi. Henüz Pazar yeri yoktu. Vatandaş belediye otobüsüyle yola çıkar Eşrefpaşa’da iner Bayramyeri’ndeki pazardan Pazar alışverişini yapardı.
 Hikayemizin kahramanı Tarık lise öğrencisi olarak hafta içi her gün Asmalı durakta otobüse biner Çankaya durağında inerdi. Daha sonra yürüyerek Alsancak’taki okuluna giderdi. Eve dönüş güzergahı farklıydı. Alsanncaktaki okulu saat on üçe doğru paydos zili çalınca Fuarın Montre ve Lozan kapılarının çizdiği yayı takip ederek önce Mezarlıkbaşı’na oradan konak Meydanı’na gelirdi.
Meydandan Karabağlar 28 Çamlık otobüsüne binen Tarık nihayet otobüsün koltuğunda dönüş yoluna çıkmış olurdu. Asmalı Kahve durağında iner yürüyerek evlerine ulaşırdı. Annesi sofrayı kurar o gün Allah ne verdiyse analı oğullu karınlarını doyururlardı. Küçük kardeşi akşama doğru çalıştığı atölyeden döner sofra daha neşeli hale gelirdi. Kardeşi önceleri Karasörcüde çalışmış daha sonra ayna mürekkep atölyesine girmişti. 
Tarık, daha ilk yılda üç dersten bütünlemeye kalmıştı. İki dersten sınıfta kalınca yaz tatilinde sınıf arkadaşı Hasan’ın tavsiyesiyle İkiçeşmelik caddesinden Agora’ya sapan sokaktaki tabelacı Ahmet ustanın yanında çıraklık yaptı. O’ndan yazı fırçasıyla düzgün yazı yazmayı öğrendi.Tabela ve afişteki  resimleri  özenerek yaptı. Okullar açıldığında aynı sınıfta tekrar okudu. Yine sınıfta kalınca  “ Helvacı kağıdı tabir edilen” o meşhur  belgeyi  aldı… 
Yaz aylarında Başdurak Camiinin güneyinde bir iş hanının zemin katında Tarık Aslan ustanın yanında çalıştı. Yazısını ve resim sanatını daha da geliştirdi. Sınavlara bir ay kala atölyeden ayrıldı. Fuar göl gazinosunun civarındaki bir bankta ders çalışıp belgelendiği iki dersi sınavda verip ikinci sınıfa geçti. 
Tarık  hafta sonları ve sömestir tatillerinde elinde küçük mavi renkli bir valizle harçlığını çıkarmak için sokakları ve caddeleri  arşınladı. Varyanttaki bankları önce kırmızıya boyayıp kuruyunca bir bankanın ismini büyük harflerle yazdı. Devamı Hatuniye Camiinin park kısmı ve Fuarın içindeki bazı banklardı. 
Okuldaki eğitim öğretim saatleri öğleden sonra on üçe doğru bitiyordu. Cumartesi günleri üç dersten sonra öğrenciler evlerine dönüyordu. Tarık evlerinde yedikleri yemekten sonra; Yanına aldığı birkaç resim kağıdı bir küçük şişe içindeki  çini mürekkebi ve sulu boyu fıırçası ile evlerine en yakın kahvehaneye gidiyordu. Öncelikle ocakçının yada garsonun veya kahvehane sahibinin ücretsiz karikatürünü çiziyordu. Karikatürü beğenen birkaç kişinin  birer lira karşılığında karikatürlerini çizdikten sonra kahvehaneden ayrılıyor doğru Mezarlıkbaşı ile Çankaya arasındaki sinemaya gidiyordu. O günlerde bilet ücreti bir liraydı.İkinci olarak gittiği Basmanedeki Yıldız, Kapılarda’ki Kulüp  sinemaları idi.
Günün birinde çantası,boyaları ve fırçaları ile Asmalı Kahve durağından kuzeye doğru ilerlerken soldaki sokak içinden ana yola ilerleyen orta boylu tıknaz bir kişiyle karşılaştı. 
“Kahve tepsisine yazdırmak istediğim bir şiir var yazar mısın ?
“Yazarım.İsterseniz her türlü resmi de yaparım.
“ Gördüğün bakkal dükkanı benim. Kapı önündeki sandalyeye oturun. Evim yan tarafta hemen getiririm.
Tarık yazacağı şiiri ve şairini merak ediyordu. Şimdiye kadar değişik işyerlerine yazılar yazmış duvarlara resimler yapmış fuar zamanı standlarda karikatürler çizmişti. Şiir yazmakbu güne nasip olacaktı. Bakkalın tabelasında “Cafer Dürüst” yazıyordu.
Cafer Bey  tepsiyle, şiir yazılı küçük bir kağıdı getirdi. Kaç liraya yazılacağını sordu. Duyduğu ücrete itiraz etmeden Tarık’a tepsiyi uzattı. Tarık az önce ikram edilen çayın bulunduğu masaya tepsiyiyerleştirdi. Kurşun kalemi ve cetveliyle yazacağı dörtlüğün paralel hatlarını çizdi. Sekiz numara Habico fırçasıyla ve beyaz yağlıboya ile aşağıdaki dörtlüğü yazdı.

“ Hararet nardadır sacda değildir
   Keramet baştadır, tacda değildir
   Her ne  arar isen  kendinde ara
   Kudüs’de, Mekke’de, Hac’da değildir.”
                                 Hacı Bektaş – ı Veli

Yazı bitmiş, emeğinin hakkını almıştı. Cafer Bey tepsiyle evine dönerken Tarık’a teşekkür ediyordu. Tarık da teşekkür edip, hayırlı işler dileyerek oradan ayrıldı.
Hem okula giden hem de okul dışında boş zamanlarında seyyar tabelacılık ve ressamlık yapan liseli Tarık’ın yolu Kapalı Durak civarına düşmüştü. Durak bitişiğinde bir karpuz kavun sergisi gördü. Okulların açılmasına birkaç ay kalmıştı. Evlerine kavun ya da karpuz almayı düşünüyordu. Meyveler futbol topu iriliğindeydi. Alıp almama düşüncesinde iken, İri yarı , çizmeli, sakolu  karpuzcu, valizdeki, “Tabela Resim Afiş” yazısını görmüş ve Tarık’a seslenmşti;
“ Karpuz kavun resmi yaptırmak istiyorum. Yapar mısın ?
“ Tabela, afiş,  resim ne olursa yaparım. Boyunu ebadını söylersiniz yapar getiririm.
“ Ezbere mi, bakarak mı.
“ Tabii ki bakarak..Bir kavun bir de karpuz lazım. Kilosu kaça bunların.
“ Hangini alırsan al tanesi iki buçuk lira. Peki sen hangi ebatta ve kaç liraya yapacaksın resmi?
“Serginin büyüklüğüne uygun, elliye yetmiş bir duralite yetmiş beş liraya olur.Çerçeve hariç.İstersen onu çerçeveciye yaptırırsın. 
“ Tamam anlaştık. Resmi ne zaman getirirsin. ..En geç öbür gün getir, beğenirsem alırım. Beğenmezsen almam.
“Tamam tamam öbürgün getiririm beğenmezsen almazsın.”
Tarık kavun ve karpuzu satın alır emanet iki ayrı çuvala kor. Beş liralık ücreti ödeyerek oradan ayrılır.
Kavun ve karpuzla eve dönen Tarık evlerinde bulunan beyaz boyalı 50x70 cm ebatlı bir duraliti şovaleye yerleştirir. Kavunu karpuzun bir kısmını dilimleyerek keser. Büyük bir meyve tabağına natürmort tablolarında olduğu gibi karpuz ve kavunun hem içini hem dışını gösterecek şekilde yerleştirir. Üç dört saatte resim bitmiştir. Bahçenin güneş gören bir duvarına çabuk kurusun diye yaslar.
On onbeş dakika dinlenmek ister. Odasındaki divana uzanır. Bahçede tulumbası olan bir kuyu vardır. Bahçenin uç tarafındaki kümeste kumru büyüklüğünde dört beş tane beyaz piliçler.
Yorgunluğunu hemen üzerinden atmak üzereyken kümeslerinin tel örgülü kapısını zorlayıp aralayan ve o aralıktan bahçeye fırlayan piliçlerin kuş diliyle bağırıp çağırışlarını görür. Piliçler kavun karpuz resminin olduğu  yere hızla varıp resimmdeki karpuz çekirdeklerini didiklemeye başlamışlardır.
Tarık koşturarak piliçler kışkışlayarak tablodan uzaklaştırır. Karpuz ve kavun resminde önemli bir kusur oluşmamıştır. Tedbiri elden bırakmamak için tabloyu acele odasına alır. Rotüşlük bir durum yoktur.Ertesi gün tablonun kuruyup kurumadığını kontrol eder. Öğleden sonra sergiye götürür.
Karpuz sergisinin sahibi Ahşap bir masanın etrafındaki iki sandalyeye eşiyle karşılıklı oturmuş karpuz peynir ekmek yemektedirler.
Karpuzcu ayağa kalkar elinde tablo olan Tarık’ı ayakta karşılar.Uzatılan resmi eline alır birkaç dakika dikkatle inceler. Uzaaktan eşine de gösterır. Tekrar Tarık’a dönerek;
“ Tam istediğim gibi olmuş. Buna şimdi bir çerçeve almamız lazım, der ve yetmiş beş lirayı uzatır.
Tarık, Teşekkür ederim, hayırlı işler” diyerek oradan uzaklaşır..
Karpuzcu ,sessiz, ketum,çok ciddi birisidir. Bu küçük alışveriş dışında neyin nesidir kimin fesidir. O’nu anlamak neler yaşadığını bilmek,bildiklerinden birşeyler öğrenmek imkanı da yoktur. Bazı insanlarla karşılaştığınızda nedenli nedensiz hemen gardlarını aldıklarını sezinlersiniz. Her yerde her zaman her şeyi herkesle konuşamayacağınızı ve herşeyi paylaşamayacağınızı anlarsınız. 
Tarık’ın büyük dayısı o tarihlerde Kaymakkuyu semtinde yeni yaptırdığı bir evde oturuyordu. Bir cumartesi günü , evlerinden annesiyle çıkıp büyük dayılarını ziyaret etmeye karar verdiler. Asmalı Kahvenin önüne geldikleride , Tarık iki hafta önce yaptığı kavun karpuz resminin kapalıdurak yanındaki sergide olduğunu bu yüzden yolun solundan gitmelerini söyledi. Anne oğul yaklaşık ikiyüz metre gittikten sonra serginin hizasına geldiler. Karpuzcu karı koca bir divanın üzerinde yan yana oturmuşlar kendi aralarında konuşuyorlardı.Adamın yüzü eşine dönüktü. Tarık’ın yaptığı tablo başlarından bir metre yükseklikte duvarda asılıydı sergi sağlı sollu brandalarla çevriliydi.
Tarık annesine tabloyu göstermekte olsun, annenin birden gülümsemekte olan yüzü  pembeliğini kaybetti, soldu sarardı, bayılacak gibi oldu. Tarık’ın koluna girerek , “Tarık çabuk burdan gidelim. Bu katilin yüzünü  otuz yıl önce mahkemelerdeki duruşmalarda görmüştüm bugün gene gördüm.Az daha durursak düşüp bayılacağım.

Tarık koluna girdiği annesini on beş yirmi metre adeta ayakta sürükledikten sonra bir çay ocağı sandalyesine oturttu. Çay ocağından istediği bir bardak suyla yüzünü yıkadı.
“ Annecim söylermisin bu adam kim. Kimin, kimlerin katili.Nerenin kimin canisi?
“Tarık biliyorsun, benim ve büyük dayının babası Çanakkale şehidi. Küçük dayın ordumuzun şerefli ve onurlu bir subayı. Küçük dayının halası bu gördüğün cani ile evliydi. Birkaç yıl iyi geçinmişler sonradan bu katil herif küçük dayının babasını ve halasını Hükümet Konağı’nın önünde üç beş kurşun sıkarak öldürüyor. Arada sırada on beş y,irmi senede bir çıkartılan af kanunlarıyla bu zibidiler serbest kalıyor. Bula bula bu caniye mi denk geldin bu adamamı resim yaptın evladım.
“ Tamam tamam annecim,bu katil herif ne diye öldürüyor eşini ve kayın biraderini.”
“ Küçük dayının halası bu heriften boşanmak istiyor bir türlü boşanamıyor. Polis ya, beylik tabancasıyla habire tehdit ediyor şiddet gösteriyor.En sonunda abisine küçük dayının babasına gelerek çare arıyor kızcağız. Konak önündeki arzuhalcilerden birine gelerek mahkeme makamına sunmak üzere dilekçe yazdırıyorlar. Bu cani bi yerden haber alıp koşa koşa arzuhalcinin yanına geliyor. Dava dilekçesini öfkeyle yarım yamalak okuyup eşine ve kayınbiraderine saldırıyor. Boğuşma sırasında tabancasını çekip ikisini de vuruyor.
“ Keşke bu şerefsize bu resmi yapmasaydım. Paran pulun eksik olsun adi herif. Kime ne yaptıysan bin misliyle çıksın şerefsiz herif.
“ Üzülme Tarık. Senin yaptığın resim sayesinde katili yıllar sonra tekrar görmüş oldum. Daha önce anlatmadığım bir olayı sana bugün anlatmış oldum. Dayın babasını kaybettiğinde henüz altı yaşındaydı. O yetim haliyle ilkokulu ve ortaokulu başarıyla bitirdi.  Namık Kemal Lisesi'ne her gün trenle iki buçuk saatte gitti. Akşam treniyle yine iki buçuk saatte Tire'ye döndü. Askeri okulların birinde okuyarak subay oldu.
 Emekliliğinde bu caninin izini sürüyormuş. Söyleyemedim, iki çift laf söyler ,söz dalaşı kavgaya dönüşür, kimin kimi vuracağı belli olmaz diye düşündüm. Ben yetim, iki çocuklu dayın yetim,  bir şey olursa çocukları da yetim kalmasın diye düşündüm. Bu yüzden haber vermedim.
Kimi Habil soyundan, kimi de Kabil. Ölenlere rahmet dileyelim. Ruhları şâd mekânları cennet olsun.
Mehmet Sadık Medin 13 Şubat 2026 Osmanbey  Şişli

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve buyuktire.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.