Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sadık Medin
Köşe Yazarı
Sadık Medin
 

BALAT'TA BİR MEZAT

Balat semtinin değişik yerlerinde hafta sonlarında yapılan antika ya da dönem eşyalarının mezatlarından  birine katılmışsınızdır umarım.   Geçen yılların birinde otuz proğramlık bir belgese,l TRT 2 kanalında "ESKİCİ" adıyla yayınlandı.    Yayınlanan proğramlardan önce, en azından beş altı yıl öncesinde Rüstem Er hocamızla birlikte katılmış üç beş adet dönem eşyalarından almıştık.   Bir şeyler almak -  almamak önemli değildi benim açımdan. İstanbul'un değişik semtlerinden toplanan eşyalar bu mekanda mezata çıkıyor kimi satıyor kimi alıyordu. İşin tuhafı bazı kişiler " Armutun sapını, üzümün çöpünü" beğenmeyip bir kaç pazar günü geçince ucuz pahalı demeden satıyordu. Satıcıların ve alıcıların arasında zaman zaman mezatı düzenleyen mekan sahipleri de oluyordu. Kendi mallarını satıyor, başkalarının eşyalarını alıyorlardı.   İşin çığırtkanlığını yapan kişi bu işin uzmanıydı. Ellerinde sayılı tenis raketine  benzer numaralı ahşap bayraklar bulunan alıcılar çığırtkanın " Satıyorum satıyorum saaattım " sözüyle etraflarına bakınıp en fazla fiyatı kimin verdiğini meraklı bakışlarla bir dedektif gibi izliyorlardı.   Bazen iki üç , derken beşe çıkan rakip sayısı çığırtkanın tiyatro oyuncusu gibi yaptığı hareketler ve söz becerileriyle sekize ona çıkıyordu. Fiyat tam değerini bulduğu sırada rakip sayısı, art arda birileri  paraşütle  atlıyormuşcasına bir iki dakika içersinde iki kişiye düşüyordu. Karşılıklı fiyat yükseltmeler sonucunda değerin  aşıldığını en önce farkeden çekiliyor ve obje kapanın elinde kalıyordu. Obje o değeri hak etmediyse çekilen gol atmış oluyordu. Bazen de çekilen , ucuza alacağı  eşyayı daha da artırıp alamadığı için pişman oluyordu.   Mezat Antik'in sahibi Ümit Bey'in baş münadisi adaşı Ümit Bey'dir. Alıcıları coşturmasını, mezata katılımlarını sağlamasını gayet iyi bilir. Bir tiyatro oyununun adeta baş oyuncusudur. Bir kaç yardımcısının ellerinde tuttukları objeleri tek tek ellerine alır objenin cemaziyül evvelini tek tek anlatır. " Atığı kırığı yok. Sandıktan yeni çıkmış. Tertemiz, bu ürünün başlangıç fiyatı yüz lira" dediyse, obje bir kristal bardak, yahut renkli camdan bir murano veya bir çeşmi bülbüldür. "Artışlar elli elli olacak dediğinde mezat salonunda kanepelerde oturan alıcılar ellerindeki sayı yazılı  bayraklarını  kaldırarak fiyat vermeye başlarlar.   -Benden yüz elli. -İkiyüz veriyorum. İkiyüz elli, üçyüz derken obje fiyatını bulur. Ümit Bey gene de, mutlaka şansını zorlayacaktır.    Yardımcılarıyla esprili bir konuşması olur. Salon gülmekten kırılır. Gülme faslı bitince  salonda bir duraksama olur. Ümit Bey alıcıları gözleriyle yoklar. Objeyi yine metheder. - Yıldız fabrikasının bir ürünü bu çeşmi bülbül . Her zaman denk gelmez. Aynısını arasam ben bile bulamam. -  Alıcılar arasında bir dalgalanma olur. Meraklı bakışlar çoğalır. Ümit Bey bir yardımcısına çeşmi bülbülü verir ve salonda gezdirip alıcılara göstermesini ister. Yardımcı çeşmi bülbülü iki grup arasında gezinerek müşterilerden meraklı olanlara göstermekte olsun, Ümit Bey başka bir objeyi başka yardımcının elinden alır ve de havaya kaldırarak tanıtmaya başlar.   Rüstem hocamızın yeri sağdaki grubun en önündeki sıradır. Hat sanatı, tablo, halı, kilim, cam eşyalar ve eski çeyizlik eşyalar konusunda uzmandır. İstanbul'un dört bir yanını tanıyan, cömert, bilgili, kültürlü tam bir İstanbul beyefendisidir.     O günki mezat bitmezden önce Ümit Bey O'na mutlaka bir şarkı okutur. Bazen antika meraklısı bir müzik öğretmenimiz Rüstem hocamıza güzel sesiyle eşlik eder. Mezata getirilen kristal kadehler ara sıra Rüstem hocamıza çınlatması için teslim edilir. Orta parmak yay şeklinde başparmağa baskı yaparak gerilmiş durumdadır. Kadehe doğru sert bir fiske vurarak ortalığı çınlatır. Alkışlar karşısında başını hafif eğerek herkesi selamlar ve yerine oturur. Mezata eşya getirmesinin yanı sıra mezattan satın almaları da olur.   Salonun sağ tarafında satıcıların eşyaları belli bir yere yerleştirilmeden önce bir görevli tarafından kayıt altına alınmaktadır. Büyükçe bir grafik önceden hazırlanmış olup, eşyaların cinsleri ve kime ait oldukları yazılıdır. Saat 12.00 den sonra salon dolmaya başlar. Mezatın başlama saati 13.00 tür. Buz dolabındaki sular susayanlar içindir. Bir ara tepsi içinde dörde bölünmüş simitler dolaştırılır salonda. Az sonra da karton bardakta çaylar sunulur.    Mezatta herkesin ilgisini, Satıyorum..Satıyoruumm...Saaat...Tım, demeden alıcılardan birisinin, " Maaaaa..", diye bayrağını kaldırıp yeni bir fiyat teklif etmesi çeker.   Mezatın ikinci üçüncü saatinde bir mola verilir. Kimisi dışarı çıkar birbirleriyle ayak üstü sohbet ederler,  kimisi de zaruri ihtiyacını giderir. Mezat tekrar başladığında herkes yerli yerine yerleşir. Yükte hafif pahada ağır eşyalara sıra gelmiştir artık.    Ünlü yazarlardan, yazarın imzaladığı kitaplar, pul kolleksiyonları, hat sanatları, tablolar, Avrupa malı porselen tabaklar, porselen biblolar. Üstünde,  sağında ve solunda bronz biblolar, tam ortasında romen rakamlı saati olan, şömine saatler. Yetmişli, seksenli doksanlı yıllara ait dönem ürünleri v.s. Arz-ı endam ederler.   Yardımcılardan biri Ümit Bey'in eline bir tablo tutuşturmuştur. Ümit Bey tabloyu inceledikten sonra iki eliyle havaya kaldırır; " Elimdeki yağlı boya tablo Matbaa baskısı değil. Gelip inceleyebilirsiniz. Gürcü bir ressama ait. Açılış fiyatı yüz lira. Artışlar elli elli olacak arkadaşlar.  Yirmi numaralı bayrak kalkar;     - Benden yüzelli... FDokuz numaralı bayrağı kaldıran ayağa kalkar;  "Benden iki yüz elli. Üç yüz, üçyüz elli derken bir durgunluk olur ve Ümit Bey seslenir,   Arkadaşlar başka zaman başka yerde böyle bir tabloyu beş yüze dahi alamazsınız. Artırmazsanız satıştan çıkaracağım. Kırk üç numaralı bayrak kaldırılır. -Dört yüz veriyorum... Münadi bakışlarını salonda gezdirir, yeni bir talipli çıkmayınca tabloyu koridorda gezdirmesi için bir yardımcısına verir. Herkesin iyice görmesini sağlar, yerine döndüğünde üst perdeden tekrar seslenir; -Satıyorum.Satıyoruuummm...Saaat...Tım... Tablo Yalçın Bey'e gitti. Hayırlı olsun.   Yalçın Bey Ümit Bey'den tabloyu alıp yerine oturur. Yan tarafta satışları takip eden Oktay Bey'e seslenir. Yüz beş numaralı tablo kırk sekiz numara Yalçın Bey'de. -Anlaşıldı, yazıyorum.   Bir başka pazar günü, baba ile oğul fena kapışmıştı. Yüz lira açılış fiyatıyla mezata çıkan bir bakır mangal dört yüz liraya kadar çıkmış, bundan sonraki süreçte herkes çekilmiş bir tek baba oğul başbaşa kalmıştı.   -Dört yüz elli -Beş yüz -Beş yüz elli  -Altı yüz Bu fiyat ta verildikten sonra oğul bayrağı dizinin üstüne koymuş mezatla bir ilgisinin kalmadığını herkes bilsin diye akıllı telefonuna dalmıştı.   Baba, Ümit Bey'in " Satıyorum,sattııımmm." demesiyle kendisine gelmiş, oğlunu kazıklamak isterken kazıklandığının ayırdına yeni yeni varmıştı. Ümit Bey Oktay Bey'e seslenince, mangalın ve alıcının numarası söylenilince,  baba epeydir elinde tuttuğu soğuk suyu birden acı biber yemiş ağzı yanmış lokanta müşterisi gibi başını geriye itip birden, bir şişe suyu tepesine dikmişti.   Ümit Bey bir yardımcısına, mangalı babaya götürmesini el  işareti ile belirtmişti. Yardımcı mangalın maşasıyla mangala tempoyla  vura vura yeni sahibine teslim etmişti.    Kimi gülümsemiş, kimi gülmüş, kimi de kahkaha atmamak için kendisini zor tutmuştu.   Mehmet Sadık Medin - 16.05.2026 - Şişli
Ekleme Tarihi: 18 Mayıs 2026 -Pazartesi

BALAT'TA BİR MEZAT

Balat semtinin değişik yerlerinde hafta sonlarında yapılan antika ya da dönem eşyalarının mezatlarından  birine katılmışsınızdır umarım.
 
Geçen yılların birinde otuz proğramlık bir belgese,l TRT 2 kanalında "ESKİCİ" adıyla yayınlandı.
 
 Yayınlanan proğramlardan önce, en azından beş altı yıl öncesinde Rüstem Er hocamızla birlikte katılmış üç beş adet dönem eşyalarından almıştık.
 
Bir şeyler almak -  almamak önemli değildi benim açımdan. İstanbul'un değişik semtlerinden toplanan eşyalar bu mekanda mezata çıkıyor kimi satıyor kimi alıyordu. İşin tuhafı bazı kişiler " Armutun sapını, üzümün çöpünü" beğenmeyip bir kaç pazar günü geçince ucuz pahalı demeden satıyordu. Satıcıların ve alıcıların arasında zaman zaman mezatı düzenleyen mekan sahipleri de oluyordu. Kendi mallarını satıyor, başkalarının eşyalarını alıyorlardı.
 
İşin çığırtkanlığını yapan kişi bu işin uzmanıydı. Ellerinde sayılı tenis raketine  benzer numaralı ahşap bayraklar bulunan alıcılar çığırtkanın " Satıyorum satıyorum saaattım " sözüyle etraflarına bakınıp en fazla fiyatı kimin verdiğini meraklı bakışlarla bir dedektif gibi izliyorlardı.
 
Bazen iki üç , derken beşe çıkan rakip sayısı çığırtkanın tiyatro oyuncusu gibi yaptığı hareketler ve söz becerileriyle sekize ona çıkıyordu. Fiyat tam değerini bulduğu sırada rakip sayısı, art arda birileri  paraşütle  atlıyormuşcasına bir iki dakika içersinde iki kişiye düşüyordu. Karşılıklı fiyat yükseltmeler sonucunda değerin  aşıldığını en önce farkeden çekiliyor ve obje kapanın elinde kalıyordu. Obje o değeri hak etmediyse çekilen gol atmış oluyordu. Bazen de çekilen , ucuza alacağı  eşyayı daha da artırıp alamadığı için pişman oluyordu.
 
Mezat Antik'in sahibi Ümit Bey'in baş münadisi adaşı Ümit Bey'dir. Alıcıları coşturmasını, mezata katılımlarını sağlamasını gayet iyi bilir. Bir tiyatro oyununun adeta baş oyuncusudur. Bir kaç yardımcısının ellerinde tuttukları objeleri tek tek ellerine alır objenin cemaziyül evvelini tek tek anlatır. " Atığı kırığı yok. Sandıktan yeni çıkmış. Tertemiz, bu ürünün başlangıç fiyatı yüz lira" dediyse, obje bir kristal bardak, yahut renkli camdan bir murano veya bir çeşmi bülbüldür. "Artışlar elli elli olacak dediğinde mezat salonunda kanepelerde oturan alıcılar ellerindeki sayı yazılı  bayraklarını  kaldırarak fiyat vermeye başlarlar.
 
-Benden yüz elli.
-İkiyüz veriyorum.
İkiyüz elli, üçyüz derken obje fiyatını bulur. Ümit Bey gene de, mutlaka şansını zorlayacaktır.
 
 Yardımcılarıyla esprili bir konuşması olur. Salon gülmekten kırılır. Gülme faslı bitince 
salonda bir duraksama olur. Ümit Bey alıcıları gözleriyle yoklar. Objeyi yine metheder.
- Yıldız fabrikasının bir ürünü bu çeşmi bülbül . Her zaman denk gelmez. Aynısını arasam ben bile bulamam.
Alıcılar arasında bir dalgalanma olur. Meraklı bakışlar çoğalır. Ümit Bey bir yardımcısına çeşmi bülbülü verir ve salonda gezdirip alıcılara göstermesini ister.
Yardımcı çeşmi bülbülü iki grup arasında gezinerek müşterilerden meraklı olanlara göstermekte olsun, Ümit Bey başka bir objeyi başka yardımcının elinden alır ve de havaya kaldırarak tanıtmaya başlar.
 
Rüstem hocamızın yeri sağdaki grubun en önündeki sıradır. Hat sanatı, tablo, halı, kilim, cam eşyalar ve eski çeyizlik eşyalar konusunda uzmandır. İstanbul'un dört bir yanını tanıyan, cömert, bilgili, kültürlü tam bir İstanbul beyefendisidir. 
 
 O günki mezat bitmezden önce Ümit Bey O'na mutlaka bir şarkı okutur. Bazen antika meraklısı bir müzik öğretmenimiz Rüstem hocamıza güzel sesiyle eşlik eder. Mezata getirilen kristal kadehler ara sıra Rüstem hocamıza çınlatması için teslim edilir. Orta parmak yay şeklinde başparmağa baskı yaparak gerilmiş durumdadır. Kadehe doğru sert bir fiske vurarak ortalığı çınlatır. Alkışlar karşısında başını hafif eğerek herkesi selamlar ve yerine oturur. Mezata eşya getirmesinin yanı sıra mezattan satın almaları da olur.
 
Salonun sağ tarafında satıcıların eşyaları belli bir yere yerleştirilmeden önce bir görevli tarafından kayıt altına alınmaktadır. Büyükçe bir grafik önceden hazırlanmış olup, eşyaların cinsleri ve kime ait oldukları yazılıdır.
Saat 12.00 den sonra salon dolmaya başlar. Mezatın başlama saati 13.00 tür. Buz dolabındaki sular susayanlar içindir. Bir ara tepsi içinde dörde bölünmüş simitler dolaştırılır salonda. Az sonra da karton bardakta çaylar sunulur. 
 
Mezatta herkesin ilgisini, Satıyorum..Satıyoruumm...Saaat...Tım, demeden alıcılardan birisinin, " Maaaaa..", diye bayrağını kaldırıp yeni bir fiyat teklif etmesi çeker.
 
Mezatın ikinci üçüncü saatinde bir mola verilir. Kimisi dışarı çıkar birbirleriyle ayak üstü sohbet ederler,  kimisi de zaruri ihtiyacını giderir.
Mezat tekrar başladığında herkes yerli yerine yerleşir. Yükte hafif pahada ağır eşyalara sıra gelmiştir artık.
 
 Ünlü yazarlardan, yazarın imzaladığı kitaplar, pul kolleksiyonları, hat sanatları, tablolar, Avrupa malı porselen tabaklar, porselen biblolar. Üstünde,  sağında ve solunda bronz biblolar, tam ortasında romen rakamlı saati olan, şömine saatler. Yetmişli, seksenli doksanlı yıllara ait dönem ürünleri v.s. Arz-ı endam ederler.
 
Yardımcılardan biri Ümit Bey'in eline bir tablo tutuşturmuştur. Ümit Bey tabloyu inceledikten sonra iki eliyle havaya kaldırır; " Elimdeki yağlı boya tablo Matbaa baskısı değil. Gelip inceleyebilirsiniz. Gürcü bir ressama ait. Açılış fiyatı yüz lira. Artışlar elli elli olacak arkadaşlar. 
Yirmi numaralı bayrak kalkar;     - Benden yüzelli...
FDokuz numaralı bayrağı kaldıran ayağa kalkar;  "Benden iki yüz elli.
Üç yüz, üçyüz elli derken bir durgunluk olur ve Ümit Bey seslenir,
 
Arkadaşlar başka zaman başka yerde böyle bir tabloyu beş yüze dahi alamazsınız. Artırmazsanız satıştan çıkaracağım. Kırk üç numaralı bayrak kaldırılır.
-Dört yüz veriyorum... Münadi bakışlarını salonda gezdirir, yeni bir talipli çıkmayınca tabloyu koridorda gezdirmesi için bir yardımcısına verir. Herkesin iyice görmesini sağlar, yerine döndüğünde üst perdeden tekrar seslenir;
-Satıyorum.Satıyoruuummm...Saaat...Tım... Tablo Yalçın Bey'e gitti. Hayırlı olsun.
 
Yalçın Bey Ümit Bey'den tabloyu alıp yerine oturur. Yan tarafta satışları takip eden Oktay Bey'e seslenir. Yüz beş numaralı tablo kırk sekiz numara Yalçın Bey'de.
-Anlaşıldı, yazıyorum.
 
Bir başka pazar günü, baba ile oğul fena kapışmıştı. Yüz lira açılış fiyatıyla mezata çıkan bir bakır mangal dört yüz liraya kadar çıkmış, bundan sonraki süreçte herkes çekilmiş bir tek baba oğul başbaşa kalmıştı.
 
-Dört yüz elli
-Beş yüz
-Beş yüz elli 
-Altı yüz
Bu fiyat ta verildikten sonra oğul bayrağı dizinin üstüne koymuş mezatla bir ilgisinin kalmadığını herkes bilsin diye akıllı telefonuna dalmıştı.
 
Baba, Ümit Bey'in " Satıyorum,sattııımmm." demesiyle kendisine gelmiş, oğlunu kazıklamak isterken kazıklandığının ayırdına yeni yeni varmıştı. Ümit Bey Oktay Bey'e seslenince, mangalın ve alıcının numarası söylenilince,  baba epeydir elinde tuttuğu soğuk suyu birden acı biber yemiş ağzı yanmış lokanta müşterisi gibi başını geriye itip birden, bir şişe suyu tepesine dikmişti.
 
Ümit Bey bir yardımcısına, mangalı babaya götürmesini el  işareti ile belirtmişti. Yardımcı mangalın maşasıyla mangala tempoyla  vura vura yeni sahibine teslim etmişti. 
 
Kimi gülümsemiş, kimi gülmüş, kimi de kahkaha atmamak için kendisini zor tutmuştu.
 
Mehmet Sadık Medin - 16.05.2026 - Şişli
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve buyuktire.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.