meritking giriş kingroyal giriş

Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
HASAN DOĞAN
Köşe Yazarı
HASAN DOĞAN
 

“Bir Şehrin Kaybolan Kokusu: Tire’nin Çarşısında Kimlik Arayışı”

Kimliğimi kaybettiğimi sanmayın. Benim aradığım başka bir kimlik. Bir şehrin kimliği… Tire’nin, binlerce yılın birikimiyle yoğrulmuş bir kentin, belleğini, kokusunu, ruhunu hâlâ taşıyıp taşımadığını merak ediyorum. Belki de sadece kabuk değiştiriyor ama belki de, taşıdığı o güzelim tarihi yükü bir bir sırtından atmaya çalışıyor. Ne dersiniz? Ben, son elli yılını bu şehirde doya doya yaşamış biri olarak, artık Tire sokaklarında yürürken bir dostla selamlaşmak, geçmişten bir iz bulmak, eski zamanların kokusunu duymak istiyorum. Ancak her adımda, her dükkânda, her köşe başında geçmişin bir bir silindiğine tanık oluyorum. Bugün, Mayıs 2025. Atatürk Caddesi ile Gümüşpala Caddesi’nin kesiştiği noktadan başlıyorum yürüyüşüme. Burası eskiden çok canlıydı. Batı köşede Pembe Han (sonradan Perakendeci Hanı) içeride kasaplar, manavlar, girişte Sümerbank çay ocağı. Güneyde bakkal Ahmet Kaya, köşede de Ahmet Görgülü’nün pastanesi. İstanbul’da elit kesime hitap eden bir marka yaratmıştı Ahmet Görgülü. Sonra her şeyi bırakıp memleketine, Tire’ye döndü. Çocukları olmadı, öldükten sonra adı da silindi. Marka haklarını İstanbul’dan birileri almış diyorlar... Karşı köşede Sami Günel Amca’nın mandırası vardı. Hem eczacı hem sütçüydü bir zaman. Ama sonunda yine eczaneye döndü. Karşısında Muzaffer Ocaklı’nın Spor Toto bayisi… Oğlu; Ali İş Bankası'ndan emekli oldu, sonra bir gün aniden öldü. Kardeşi Muhteşem Ocaklı şimdi dışarı çıkamaz halde. Aynı yerde Zincirci Lokantası… Rüzgâr Kardeşlerin yeriydi: Hüsamettin mutfakta, Süleyman kasada, Halit ortalarda. Tam bir esnaf lokantasıydı; yirmiden fazla yemek, hoşaf, sütlaç, Kemalpaşa... Tire’nin ruhu gibi bir lokantaydı. Hüsamettin emekli oldu, kardeşleri vefat etti. Şimdi dükkân, bir çalışanına emanet... Ama hâlâ aynı yerde. Ayakta kalmayı başardı. Yan sokaktaki ayakkabıcı Necmi’nin oğlu mesleği sürdürüyor. Hâlâ kaliteli iş çıkarıyor. Karşıda Şeref Özulusal hâlâ orada, eski esnafın son tanıklarından biri. Onunla sohbet etmek yıllar öncesine kısa bir yolculuk gibi. Yan yana dükkânlar: Manifaturacı Ali İncekara, Terzi Adil Bakanoğlu, Pulcu Adnan Öz... Adnan Amca bir diplomat gibi şık giyinir, geçimini pullarla sağlardı. Terzi Fevzi Yamaç, Gömlekçi Hakkı Karcı... Hepsi birer birer göçtü bu dünyadan. Kurşunlu Han’ın sokağında bir zamanların efsane Tire Spor kaptanı Yanyalı ve babası Hamdi Amca tuhafiye satardı. Onlar da artık yok. Ayakkabıcı Atilla Kadıköylü de ortalarda görünmez oldu. Gömlekçi Şengül Yantakı, Ayakkabıcı Mehmet Benk, Terzi Sadık Akıner ve oğlu Erdoğan... Ya ebediyete karıştılar ya da mesleklerini bıraktılar. Tahtakale meydanına yöneliyorum. Kutu Han’a giriyorum. Restore edilmiş ama ruhunu kaybetmiş. Eskiden odalar dolu olurdu. Şimdi bomboş. Sadece Hasan Öter, çizme üretimine tek başına devam ediyor. 80’ine merdiven dayamış. Artık bu meslek de onunla birlikte yok olmak üzere. Çırak yok. Çöplüce Han’ın dibindeki saat tamircisi Şemsettin Filiz Amca’yı anıyorum. Onun oğulları Şükrü ve Sinan hâlâ bu mesleği sürdürüyorlar. Şükrü gözlük işine yönelmiş. Az da olsa geçmişten bir iz kalmış. Pabuççular Sokağı’nda Halil Devrimci’nin sesi çınlardı. Dereli köyünden, Kurtuluş Savaşı kahramanı Halil Efe’nin torunuydu. 1960’da soyadını değiştirmiş, artık "Devrimci"ydi. Sokağın diğer ucunda Çantacı Kamil Karsel’in oğulları Nihat ve Fuat vardı. Çin malları geldi, işler bozuldu, ayrıldılar. Sonra bitti. Saat tamircisi Mehmet Devrimci, Terzi Turgut Akıner artık yok ama tezgâhta hâlâ olan biri var: Ethem. Onunla konuşuyorum. O da kahveci Bekir Amca’yı özlüyor. Her akşamüstü çay tepsisini çıkarırdı. Dertleşmenin, paylaşmanın kıymetini bilen son esnaflardandı. Deri tüccarı Muzaffer Abi artık emekli. Zamanında o dükkân Yahudi bir esnafa aitti. 1950’lerde gitmişler. Tire’de bir zamanlar Yahudi esnaf çoktu. Şimdi hiçbiri yok. Berber Osman Moran, Bıçakçı Salih, Tenekeci Yusuf, anahtarcı Seyfettin Çetindağ... Her biri çarşının taşıyla toprağıydı. Çarşı, bir ekol idi. Sadık Usta gibi ustalar, çıraklıktan başlayarak yetişirdi. Saygı, nezaket, ustalık... Hepsi bu mekânlarda öğrenilirdi. Bugün bu sistem neredeyse tamamen yok oldu. Terzi sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. İsmail Bayhan, çarşının en yaşlı terzisi... Oğlu Asil işi sürdürüyor. Fikri Kendirci hâlâ tek başına devam ediyor. Çırak yok. Gelenek susuyor. Sonunda Çınar altına geliyorum, çeşmenin yanına. Ayakkabıcı Celil Usta, oğlu Ekrem Abi, Terzi Bekir Usta… Hepsi göçmüş. Merdivenleri iniyorum. Köşe kahve Bekir Doğan’ın... Alt katta saya ustası İhsan ve oğulları çalışırdı. Şimdi onların da izi kalmadı. Tire’de artık saya üretilmiyor, ayakkabı da yapılmıyor. Son Söz Bugün Tire’nin çarşısında dolaşırken, geçmişe dokunmak istedim. Her dükkânda bir anı vardı, her sokakta bir hikâye. Ama kimse kalmamıştı. Belki birkaç isim, birkaç nefes ama çokça sessizlik. Kentin kokusu silinmiş gibiydi. Kimliğini kaybetmiş bir şehirde, geçmişi anmak da, geleceği tahayyül etmek de zor. Ama belki bu yazı, kalanlara bir ses olur. Kokusunu kaybetmemiş bir Tire’yi yeniden düşlemek için...
Ekleme Tarihi: 16 Şubat 2026 -Pazartesi

“Bir Şehrin Kaybolan Kokusu: Tire’nin Çarşısında Kimlik Arayışı”

Kimliğimi kaybettiğimi sanmayın. Benim aradığım başka bir kimlik. Bir şehrin kimliği… Tire’nin, binlerce yılın birikimiyle yoğrulmuş bir kentin, belleğini, kokusunu, ruhunu hâlâ taşıyıp taşımadığını merak ediyorum. Belki de sadece kabuk değiştiriyor ama belki de, taşıdığı o güzelim tarihi yükü bir bir sırtından atmaya çalışıyor. Ne dersiniz?
Ben, son elli yılını bu şehirde doya doya yaşamış biri olarak, artık Tire sokaklarında yürürken bir dostla selamlaşmak, geçmişten bir iz bulmak, eski zamanların kokusunu duymak istiyorum. Ancak her adımda, her dükkânda, her köşe başında geçmişin bir bir silindiğine tanık oluyorum.
Bugün, Mayıs 2025. Atatürk Caddesi ile Gümüşpala Caddesi’nin kesiştiği noktadan başlıyorum yürüyüşüme. Burası eskiden çok canlıydı. Batı köşede Pembe Han (sonradan Perakendeci Hanı) içeride kasaplar, manavlar, girişte Sümerbank çay ocağı. Güneyde bakkal Ahmet Kaya, köşede de Ahmet Görgülü’nün pastanesi. İstanbul’da elit kesime hitap eden bir marka yaratmıştı Ahmet Görgülü. Sonra her şeyi bırakıp memleketine, Tire’ye döndü. Çocukları olmadı, öldükten sonra adı da silindi. Marka haklarını İstanbul’dan birileri almış diyorlar...
Karşı köşede Sami Günel Amca’nın mandırası vardı. Hem eczacı hem sütçüydü bir zaman. Ama sonunda yine eczaneye döndü. Karşısında Muzaffer Ocaklı’nın Spor Toto bayisi… Oğlu; Ali İş Bankası'ndan emekli oldu, sonra bir gün aniden öldü. Kardeşi Muhteşem Ocaklı şimdi dışarı çıkamaz halde.
Aynı yerde Zincirci Lokantası… Rüzgâr Kardeşlerin yeriydi: Hüsamettin mutfakta, Süleyman kasada, Halit ortalarda. Tam bir esnaf lokantasıydı; yirmiden fazla yemek, hoşaf, sütlaç, Kemalpaşa... Tire’nin ruhu gibi bir lokantaydı. Hüsamettin emekli oldu, kardeşleri vefat etti. Şimdi dükkân, bir çalışanına emanet... Ama hâlâ aynı yerde. Ayakta kalmayı başardı.
Yan sokaktaki ayakkabıcı Necmi’nin oğlu mesleği sürdürüyor. Hâlâ kaliteli iş çıkarıyor. Karşıda Şeref Özulusal hâlâ orada, eski esnafın son tanıklarından biri. Onunla sohbet etmek yıllar öncesine kısa bir yolculuk gibi.
Yan yana dükkânlar: Manifaturacı Ali İncekara, Terzi Adil Bakanoğlu, Pulcu Adnan Öz... Adnan Amca bir diplomat gibi şık giyinir, geçimini pullarla sağlardı. Terzi Fevzi Yamaç, Gömlekçi Hakkı Karcı... Hepsi birer birer göçtü bu dünyadan. Kurşunlu Han’ın sokağında bir zamanların efsane Tire Spor kaptanı Yanyalı ve babası Hamdi Amca tuhafiye satardı. Onlar da artık yok. Ayakkabıcı Atilla Kadıköylü de ortalarda görünmez oldu. Gömlekçi Şengül Yantakı, Ayakkabıcı Mehmet Benk, Terzi Sadık Akıner ve oğlu Erdoğan... Ya ebediyete karıştılar ya da mesleklerini bıraktılar.
Tahtakale meydanına yöneliyorum. Kutu Han’a giriyorum. Restore edilmiş ama ruhunu kaybetmiş. Eskiden odalar dolu olurdu. Şimdi bomboş. Sadece Hasan Öter, çizme üretimine tek başına devam ediyor. 80’ine merdiven dayamış. Artık bu meslek de onunla birlikte yok olmak üzere. Çırak yok.
Çöplüce Han’ın dibindeki saat tamircisi Şemsettin Filiz Amca’yı anıyorum. Onun oğulları Şükrü ve Sinan hâlâ bu mesleği sürdürüyorlar. Şükrü gözlük işine yönelmiş. Az da olsa geçmişten bir iz kalmış.
Pabuççular Sokağı’nda Halil Devrimci’nin sesi çınlardı. Dereli köyünden, Kurtuluş Savaşı kahramanı Halil Efe’nin torunuydu. 1960’da soyadını değiştirmiş, artık "Devrimci"ydi. Sokağın diğer ucunda Çantacı Kamil Karsel’in oğulları Nihat ve Fuat vardı. Çin malları geldi, işler bozuldu, ayrıldılar. Sonra bitti.
Saat tamircisi Mehmet Devrimci, Terzi Turgut Akıner artık yok ama tezgâhta hâlâ olan biri var: Ethem. Onunla konuşuyorum. O da kahveci Bekir Amca’yı özlüyor. Her akşamüstü çay tepsisini çıkarırdı. Dertleşmenin, paylaşmanın kıymetini bilen son esnaflardandı.
Deri tüccarı Muzaffer Abi artık emekli. Zamanında o dükkân Yahudi bir esnafa aitti. 1950’lerde gitmişler. Tire’de bir zamanlar Yahudi esnaf çoktu. Şimdi hiçbiri yok. Berber Osman Moran, Bıçakçı Salih, Tenekeci Yusuf, anahtarcı Seyfettin Çetindağ... Her biri çarşının taşıyla toprağıydı.
Çarşı, bir ekol idi. Sadık Usta gibi ustalar, çıraklıktan başlayarak yetişirdi. Saygı, nezaket, ustalık... Hepsi bu mekânlarda öğrenilirdi. Bugün bu sistem neredeyse tamamen yok oldu. Terzi sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. İsmail Bayhan, çarşının en yaşlı terzisi... Oğlu Asil işi sürdürüyor. Fikri Kendirci hâlâ tek başına devam ediyor. Çırak yok. Gelenek susuyor.
Sonunda Çınar altına geliyorum, çeşmenin yanına. Ayakkabıcı Celil Usta, oğlu Ekrem Abi, Terzi Bekir Usta… Hepsi göçmüş. Merdivenleri iniyorum. Köşe kahve Bekir Doğan’ın... Alt katta saya ustası İhsan ve oğulları çalışırdı. Şimdi onların da izi kalmadı. Tire’de artık saya üretilmiyor, ayakkabı da yapılmıyor.
Son Söz
Bugün Tire’nin çarşısında dolaşırken, geçmişe dokunmak istedim. Her dükkânda bir anı vardı, her sokakta bir hikâye. Ama kimse kalmamıştı. Belki birkaç isim, birkaç nefes ama çokça sessizlik. Kentin kokusu silinmiş gibiydi.
Kimliğini kaybetmiş bir şehirde, geçmişi anmak da, geleceği tahayyül etmek de zor. Ama belki bu yazı, kalanlara bir ses olur. Kokusunu kaybetmemiş bir Tire’yi yeniden düşlemek için...
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve buyuktire.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.