Yorgancılar Çarşısı'nı hayal etmenizi rica ederek bu yazıya başlamak istiyorum. Kuzeyden güneye dümdüz bir çizgi üzerinde sıra sıra ve karşılıklı dükkânlar... Allı morlu, cicili bicili yorganları; bir genç kızın hülyalarını işler gibi işleyen yorgancı ustası kardeşlerim... Bir de dükkânların kepenklerini görseniz, onlar başka bir harika! "Hangi demirci yaptı bu kepenkleri?" diye düşünüyorum; hayalleri bile aşan sanat eserlerindeki detaylar beni oldukça heyecanlandırıyor. Sayıları çok azalsa da o kepenkler hâlâ bazı dükkânların önlerini akşamları kapatmaya devam ediyor. Daha sonra bu kepenklerin yerini suni bir şeyler almış ama ben onlara ad bulamadım. Uyduruktan işler... Tarihin derinliklerinden gelen sanat eserleri ile çelişiyor.
Şimdi çarşının kuzeyinden girdiğinizi ve yüzlerce ustanın harıl harıl çalıştığını hayal edin. İpek üzerine işlenen türlü desenlerin görüntüsü görenleri adeta cezbediyor. Eski ustalardan Mehmet Birgilioğlu bir sürü desenden söz ediyor. Neler neler... Akla hayale sığmayan model çeşitleri ile Tire Yorgancılar Çarşısı, köyden kentten gelenlere hizmet veriyor.
Usta Mehmet ağabey ile çok eski yıllara dayanan bir tanışıklığımız var. Şu anda yaşı seksenleri çoktan geçti. Kendisi tarihi Uzun Çarşı'da yıllarca yorgancılık yapmıştı. Hatta daha da ileri gidip Uzun Çarşı'nın asıl yorgancı esnafına ait olduğunu, bakırcıların bu çarşıya daha sonra geldiğini söylüyor. Ben bu konuda asla konuşamam çünkü yaşım buna yetmiyor; Yorgancı Mehmet Birgilioğlu’nun ifadesi böyle.
Bu arada çok önemli bir gerçeği de sizlerle paylaşmak istiyorum. Aslında Tire’deki Salı Pazarı olayı, tarihi Uzun Çarşı'ya gelen köylülerin açtıkları tezgâhlardan ibaretmiş. Köylüler süt ürünlerini getirip satarlarmış; burası "Çökelek Pazarı" olarak da bilinirmiş. Bir de el sanatları çarşısında urgan pazarı olan yerde, salı sabahı imam gelerek dua edermiş. İmam gelmeden alışveriş yapılmaz, o dua etmeden ortada asla para dönmezmiş. Bu konuyu da yılların urgan üreticisi Harlak doğumlu Ahmet Kavaklı ağabeyim anlatıyor. Dua yapıldıktan sonra, özellikle Aydın’dan "Kel Ali" adlı bir tüccarın bütün urganları toplayıp aldığını söylüyor. O yıllarda pazartesi günü kurulan Tire pazarının en büyük toptan alıcısı oymuş. Ayrıca İzmir’den gelen tüccarlar da urganları toplayıp giderlermiş.
Yorgan için genel olarak pamuk kullanılırmış ama bazı köylüler kendileri için özel olarak yünden yorgan ısmarlarlarmış. Şimdi sizlere o yılların yorgancılarını tek tek anmak ve bu sektörün yoğunluğunu anlatmak istiyorum:
GEÇMİŞ YILLARIN YORGANCI ESNAFI
-
Tacettin Kıvanç
-
Hüsnü Kıvanç
-
Mehmet Birgilioğlu
-
İsmail İtik
-
Muammer Atak
-
Faik Yorgancı
-
Ferit Okumuş
-
Ali Derman
-
Kemal Sürer
-
Nail Akoğlanoğlu
-
Kemal Yontar
-
Halil Uncuoğlu
-
İbrahim Ukil
-
Mehmet Narin
-
Mehmet Tuğ
-
Fuat Gönülşen
-
Niyazi Anık
-
Alaattin Ateş
-
Burhan Güral
-
Özcan İtik
-
Yalçın İtik
-
Hacı İsmail Yakalı
-
Mustafa ve İsmail Sayran
-
Ünal Uyar (Altınuç Sineması perdelerini işleyen usta)
-
İsmail Üzen
-
İsmail Dağdöven
-
Şevket Dağdöven
-
Halil Akaydın
-
Ali Çöp
-
Halil Peçen
-
Sadık Gencay
-
Samim Göncü
-
Kör Kamil ve oğlu Yaşar
-
Osman Karamanlı
-
Ömer Güreli
-
Hasan Hüseyin Güreli
-
İsmail Dağdeviren
-
Hüseyin Bayraktar
-
Tavil ve Ali Yakalı
-
Mehmet Ali Yakalı
NOT: Adını veya soyadını yanlış aktardığım bir usta varsa düzeltilmesini rica ederim. Bu arada kusuruma bakmayın lütfen.
Liste daha da uzar gider... Bu insanlar yorganları ilmik ilmik işlediler. Ölenlere rahmet, sağ olanlara uzun ve sağlıklı ömürler dilerim. İnsanoğlu var olduğu müddetçe uykuda üzerine örtünme ihtiyacı duymuş; yerleşik düzene geçince de bir şeyler bulup örtünmüş. Yorgancı esnafı da bu ihtiyaçtan doğmuş ve bu meslekten ekmek yemiş. Yüzlerce yıl boyunca el emeğini geliştirmiş ve yüceltmiş. Doğadan örnekler almış; bitkilerin en güzel çiçekleri, yorgancının yorganında iğneyle vücut bulmuş. Yonca yaprağından papatyaya kadar her şeyi örnek almış. Hayvanlardan tavus kuşları ile aslan kuyruğu onun modelleri olmuş. Tavus kuşunun zarafeti ile aslanın gücü onun ellerinde şekillenmiş. Kim bilir, belki de baklava dilimleri ile tatlı bir hayat tasvir edildi.
Bir gelin evine uğrayıverin de görün; genç kızın hayalleri ile yorgancı esnafının işlediği nakışlar nasıl birleşmiş. Yine "sini" deseni ile ortadaki "fırıldak", yorgancıların en çok kullandıkları desenlermiş. Bütün bunlar el emeği, göz nuru desenler... Peki sonra neler oldu? Çöp bidonlarının yanında usulca büzülmüş halde duran bu sanat eserlerini görünce hayıflanıyordum. Bana göre birer etnografik eser olan bu güzelim yorganlar ellerimizden uçup gitti. Onların yerini hafif olan ve insanı yormayan suni elyaflar aldı. Zaten kışları evlerde artık doğal gaz da vardı. Önce döşek, sonra yorgan dünyamızdan ayrılıp gitti.
Geçenlerde tarihi yorgancılar çarşısında gezinirken bunlar geldi aklıma. Uzun Çarşı'nın üst tarafına doğru sağda tarihi Bedesten, ileride ise Ali Efe Hanı sessizlik içinde beni karşıladılar. Onlar neler gördü neler... Tire, tarihi İpek Yolu üzerinde, hatta doğuya giderken ilk duraktır. Pahalı malların pazarı Bedesten; bir zamanların ipek ve kumaş borsasıdır. Sol tarafta ise tarihi Kazazhane Camisi yer alır. "Kazaz" ne anlama geliyor biliyor musunuz? Kazaz, bir zamanlar ipek demekti. Yorganı da camisi de hatta Bedesten'i de ipeğe bağlıdır. Bu arada "Dağa Kaçtım" ekibimizden İbrahim Fidanoğlu kardeşim söylemişti; Orta Asya’da Bedesten, "Bezistan" olarak biliniyormuş. Yani en değerli bezlerin satıldığı bir çeşit kumaş borsası...
Tire o yıllarda, özellikle Ekinhisarı semtinde dut yetiştiriciliği ve ipek böcekçiliği ile çok yaygındı. "Beledi" dokuma tezgâhları çoktu ve bu tezgâhlarda üretilen her türlü ürün payitahta gönderilirdi. Tire; bir yanda dokumacılığı, bir yanda ipek böcekçiliği, diğer yanda ise yorgancılığı ve keçeciliği ile el emeğine dayanan çok hareketli bir kentti. Şimdilerde ise kardeşim telefonda soruyor: "Son yorgancı nerede idi?"

