Tahtakale Meydanı’nın içi bir zamanlar adeta manifaturacılar çarşısıydı. Alsoylar’ın bakkaliye dükkânı, batı kısmında sağda küçük bir girintide Salomon’un şarap imalathanesi bulunurdu. Doğuya doğru ilerleyince kolonyacı Lütfi Kayacan, havlu, peşkir ve yatak çarşafı satan birkaç dükkân ile manifaturacılar sıralanırdı. Biraz ileride sağ tarafta merdivenler ve bir hayrat çeşmesi vardı.
Meydana güneyden girişte, Şerbetçi Hüseyin’in tatlıcı dükkânı hem Tahtakale Caddesi’ne hem de meydana bakardı. Meydana kuzeydoğudan girdiğinizde sağda kavafların bulunduğu arastayı görürdünüz. Yaklaşık on adım sonra, “Doktor” lakaplı zücaciyeci Muzaffer Bey ile karşılaşırdınız. Hemen yakınındaki Sedat Abinin tuhafiyeci dükkânında ise iğneden ipliğe, makaradan masuraya kadar her türlü ihtiyacınızı bulabilirdiniz.
Birkaç dükkân geçtikten sonra kuzeye doğru yarım bir yay çizildiğinde, birkaç manifaturacının ardından sağlı sollu sarraflar ve kuyumcular dikkatinizi çekerdi. Düğün hazırlığı yapanların mutlaka uğradığı yerler buralardı. Yarım yayın tam karşısındaki tarihi hamam ise havlu, peşkir ve yatak çarşafı gibi ihtiyaçların karşılandığı önemli noktalardan biriydi.
İlçenin ekonomisine katkı sağlayan urgancılık, keçecilik, mutaflık, saraçlık, pamuk ve tütün tarımı ile kestane, ceviz, incir ve üzüm üretimi, halkın geçimini rahatça sağlamasına imkân veriyordu.
Günün birinde Tahtakale esnafından bazı tanınmış kişiler, Çatal’a varmadan solda bulunan Gündüz Beyler’in çiftliğine davet edilir.
BÖREKÇİ NACİ (AÇAR) ABİ
Çiftlikteki ziyafete ilk çağrılan kişi Naci Abi’dir. Tire’nin bir numaralı börekçisi ve katmercisidir. 1950’li yılların sonlarına kadar Portakal (Portugal) Pazarı’nda, günümüzde bulunmayan tek katlı dükkânların olduğu blokta, cephesi Perakendeciler Hali’ne bakan dükkânda babası Ali Amca ve kardeşi Nadir Abi ile çalışmıştır.
Daha sonra Fevzipaşa Caddesi’nin Gümüşpala (Karamülazım) Caddesi ile kesiştiği köşeden güneye doğru çıkışta, Seç Mandıra’nın üst tarafındaki zemin, batar ve üst kattan oluşan binada faaliyetlerine devam etmişlerdir. Oğulları Macit, Cavit ve Ali de servis işlerinde çalışmıştır.
Naci Abi nüktedan bir kişiydi. Müşterilerinin gözleri önünde yaptığı katmerler, peynirli ve kıymalı böreklerin tadı ve lezzeti, yiyenlerin hâlâ damaklarındadır. Günümüzde Gümüşpala Caddesi’nin doğu tarafında oğulları Cavit ve Ali bu lezzeti yaşatmaya devam etmektedir.
Naci Abi, yakın dostlarının davetlerinde şahane yemekler yapardı. Kırık ve çıkık için gelenleri, eğer kırık varsa hastaneye yönlendirirdi. Çıkık konusunda ise gerçekten uzmandı. Bu işi para için yapmaz, insanların hayır dualarını kazanırdı.
ZİYAFET GÜNÜ
Gündüz (Okan) Bey’den hafta içinde bir haber gelir. Çiftlikte bir ziyafet verilecektir. Yapılacak yemeklerin malzemeleri ve içecekler bir gün önceden hazırlanmıştır. Pazar günü sabah erkenden hareket edilecektir. Arabası olanlar, olmayanları da yanlarına alacaktır.
“Kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz” hesabıyla hazırlık yapılmış olsa da, Naci Abi, davetliler ve çiftlik sahibiyle birlikte toplam on beş kişi kesinleşmiştir. Yemekler ve içecekler yirmi kişilik hazırlanmış, son anda birkaç kişinin daha gelebileceği düşünülmüştür.
Gündüz Bey, çiftliği gezen misafirlerine görülmeye değer yerleri gösterir. Nitekim yıllar sonra Tire’de çekilen iki bölümlük “Dişi Kurt” filminde başrolü Fatma Girik oynayacaktır.
Birleştirilmiş masalara misafirler karşılıklı oturur. Çiftlik çalışanlarının demlediği çaylar ve bol köpüklü kahveler ikram edilir. Ortaokul yıllarında tarım dersimize gelen öğretmenimiz Ali Gezer, uduyla neşeli türküler ve şarkılar seslendirir.
Misafirler yeniden sohbete dalınca Naci Abi, Gündüz Bey’den izin isteyerek yemekleri hazırlayacağı mutfağa geçer. Bir çiftlik çalışanı da ona yardımcı olur.
Birkaç saat içinde oğlak etinden yapılan güveç, Tire’ye özgü şiş köfteler, mezeler ve tatlılar öğle yemeğine hazır hâle gelir.
Çiftlik binasının çatısına doğru iki ağaç merdiven dayalıdır. İki usta, kırık ve çatlak kiremitleri yenileriyle değiştirmektedir. Yerde kalan bir miktar harç, işlerin bitmek üzere olduğunu göstermektedir.
Beş dakikada bir ustalardan biri iner, diğeri çıkar. Güvece anlamlı bakışlar atar, çatıyı kontrol eder ve tekrar merdivenin yanına gelir. Sonunda Naci Abi’nin kulağına eğilerek:
— Naci Abi, işimiz bitmek üzere. Bey’e bir zahmet soruver. Elimiz malaya değmişken düzeltilecek başka yer varsa hemen yapalım, der.
— İşim hele bir bitsin, sorarım. Haber veririm, diye cevap verir Naci Abi.
Durumu Gündüz Bey’e anlatır:
— Bu arkadaşlar birkaç kez geldiler. Yapılacak başka iş varsa tamamlayalım diyorlar. Çatı işi bitmiş, yerde de biraz harç kalmış. Niyetleri yiyip içmek.
Gündüz Bey gülümser:
— Yemek yesinler, ona sözüm yok. Ama rakıyı görünce duramazlar. Vermezsek ayıp olur, verirsek de ortalığı dağıtırlar. İkisini de eskiden beri tanırım. Çok iyi ustalardır ama iki kadehten sonra zıvanadan çıkarlar.
— Merak etmeyin Gündüz Bey, onların dilinden anlarım. İdare ederim.
— Çağır gelsinler, der Gündüz Bey.
Naci Abi seslenir:
— Arkadaşlar, işiniz bittiyse hemen kilere gelin!
Aradan beş dakika geçmeden iki çatı ustası gelir. Çiftlik çalışanları bir masa ve üç sandalyeyi kilere taşır. Tabaklar, ekmek, çatal, kaşık, bir sürahi su ve üç bardak masaya yerleştirilir. Güveç, şiş köfte, meze, salata, tatlı ve bir yetmişlik rakı da sofradaki yerini alır.
Naci Abi, onları diğer misafirleri rahatsız etmemeleri konusunda uyarır. İkisi de söz verir.
Kilerin girişindeki üç kişilik masa adeta bir tiyatro sahnesi gibidir. Naci Abi, ustaların bardaklarını ağzına kadar doldurur; kendi bardağı ise yarımdır. Fıkralar ardı ardına gelir. Her kadehte bir yudum alır ve:
— Şerefe! Dibini bulmayanın dibi çıksın! der.
Her kadeh tokuşmasında aynı söz tekrar edilir:
— Dibini bulmayanın dibi çıksın!
Naci Abi birer yudum alırken, iki kafadar rakıyı lıkır lıkır içer. Yemekler, mezeler ve tatlılar kısa sürede tükenir. Fıkralara kahkahalarla gülen ustalar, ardından bir otuz beşlik daha isterler.
Sonunda ikisinin de başı tabakların içine düşer. Manzarayı gören çiftlik çalışanları, iki ustayı karga tulumba kaldırarak kilerin bir köşesindeki yatağa yatırır.
Naci Abi ise tekrar çilingir sofrasındaki yerine döner. Sohbet koyulaşır, fıkralar birbirini takip eder. O gün atılan neşeli kahkahalar, sanki bugün bile kulaklarımızda yankılanmaktadır.
Mehmet Sadık Medin
19 Nisan 2026
Osmanbey / Şişli

