meritking giriş kingroyal giriş

Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sadık Medin
Köşe Yazarı
Sadık Medin
 

DÖRDÜNCÜ DEĞİRMEN

İstanbul Hükümetinin telkinleriyle Halk direnmez  ve şehir  işgal edilir.  İzmir ve çevre illerde işgalci Yunan güçlerine karşı  direnen gruplar olur. Tire den sonra Ödemiş yönünde ilerleyen Yunan birliklerine Zincirlikuyu mevkiinde İlk direniş yapılır. Daha sonra ilk Kurşun denilen yerde  ikinci direniş gerçekleşir.   İşgâlciler, altmış yetmiş yıl önce adalardan gelen Rum yerleşimcilerle ve öteden beri kasabada yaşayan Rumlarla birlikte katliama başlarlar.  İspiyoncular ve yardakçılar ,  tarihten gelen eziklik psikolojileriyle Müslüman Türklere karşı  terör estirirler. İşgalden önceki yıllarda bakkal Kosta ile  evli olan Eleni  işgâl sonrasında eşinden  boşanır. Sonraki   aylarda , inşaatların rölyef süslemelerini yapan Artin usta ile  yaşamaya başlar.  Artin iyi bir inşaat ustasıdır aynı zamanda. İşgalin altıncı  ayında üç katlı bir binanın rölyeflerini yaparken iskeleden düşerek ölür.  Yakın akrabaları İzmir'den gelerek cenazeyi kaldırırlar. İzmir'de bir Ermeni mezarlığına defnederler.  Eleni büyük evden küçük bir eve taşınır. Artin'den kalan altınları ve değerli ziynet eşyalarını bir sarrafa bozdurarak hayatını  devam ettirir.  Bir gün pazara çıktığında eski eşi Kosta ile karşılaşırlar. Eski tanıdıklarının araya girmesiyle iki ay geçer geçmez tekrar evlenirler. O yıllarda şehrin içme suyu ihtiyacı Arappınarı'ndan ve Değirmendere' den  karşılanmaktadır. Evden eve döşenen kiremit  borular her eve ve meydan çeşmelerine ulaşmaktadır. Değirmenderedeki değirmenlerin yanısıra ,  Derekahveden başlayıp , Arappınarı' nın başlangıç yerine kadar aralıklarla  uzanan  yirmiye yakın su değirmenleri  vardır. Dördüncü değirmeni , Bursa'dan Tire'ye on altı- on yedi yaşlarındayken kardeşi Feyzullah'la gelen  Hacı Rüstem çalıştırmaktadır.  Rüstem, eşi Gülhanım ,  büyük oğlu Ali ve  küçük oğlu  Salih ile değirmenlerine bitişik tek katlı evlerinde yaşamaktadırlar.  Zamanla büyük oğlu başka bir eve çıkar , Çarşıda ayakkabı imalatında ve tamirinde  çalışmaktadır.  İşgal öncesinde  Hacı Rüstem Kafkas cephesinde beş altı yıl savaşmış, oğlu Ali'de bir başka cepheden yeni dönmüştür. Yunan işgâl güçleri İzmir'den sonra kazalarını da işgale başlamışlardır.. İstanbul Hükümetinin telkinleriyle çoğunluk direnmemiş, Kuvvayı Milliyeci güçler, İzmir'de gazeteci Hasan Tahsin'in yanısıra Zincirlikuyu mevkiinde ve İlkkurşun' da büyük bir direniş göstermişlerdir Gökçen'deki Yunan karakoluna yapılan Fata baskını Yunanlıları çileden çıkartmış,  çılgına çevirmiştir.  Efelerin yaptıkları baskınlar ve çatışmalar Türk halkını hürriyete yaklaştırdıkça Yunan mezalimi arttıkça  artmıştır. İşgalin ikinci yılındayız. Eylül ayının ilk haftası. Sabahın erken  saatlerinde sabah namazına kalkan Hacı Rüstem  sokak kapısının bir kaç defa sarsılarak yumruklandığını duyar. Salih hemen uyanır. Mutfaktaki raftan keskin bir bıçak  alarak hırkasının  iç cebine yerleştirir. Üstünde gecelik giysisi ve başında takkesiyle kapıya yönelir. Hacı Rüstem'den önce kapıyı açmak ister. Babası engel olur ve dışarıya doğru seslenir. - Kim o ?. Dışarıda iki kişi kendi  aralarında Yunanca konuşmaktadırlar. Birisi bozuk bir aksanla bağırır; -  - Açın bre kapıyı. Açmazsanız kırarız. -  Salih babasından önce kapıyı açar. -  İki Yunan askeri  ellerinde tüfekleri, yanlarında Türkçe bilen yerli Rumlardan biriyle karşılaşır. Hacı Rüstem oğlunun tam  arkasındadır. Yunanlılar kapı açılır açılmaz  içeri girmek isterler. Askerin biri tüfeğinin dipçiğiyle Hacı Rüstemi dürterek yere devirmek ister. Diğeri de Salih'e doğru süngüsünü doğrultur.  Salih sağ  eliyle bıçağını çeker, sol eliyle namluyu yakalar, süngüyü göğsünden  uzaklaştırır. Palikaryanın sol elini  yaralar, tetikte olan sağ elin işaret parmağı harekete geçer. Namludan çıkan mermi evin penceresindeki camı paramparça eder.  Mermiyi savuşturan Salih  babasını tüfek dipçiğiyle iten yunanlı askeri . iki eliyle boğazını sıkarak   yere yıkar.  On yedi yaşın verdiği bir çeviklikle  yerli ruma  yumruk atar , zikzaklar çizerek  Yukarıdaki değirmenlere  doğru kaçar.  İki Asker tüfeklerinin namlularını kaçan Salih'e doğrulturlar peş peşe atılan mermilerin hepsi de boşa gider. Gülhanım dışarıdaki sesleri duyunca oturma odasının gizli bir bölmesine saklanmış, kapı çalınır çalınmaz , baba oğul iki değirmen taşıyla gizli bölmenin üstünü örtmüştür.  Efsun askerleri  aldıkları Emir gereği, Hacı Rüstemin ellerine kelepçe takarak Yunan karakoluna götürürler. Hacı Rüstem'in bacanağı Hacı Feyzullah  beşinci değirmeni çalıştırmaktadır. Silahların patlamasını duyar duymaz dördüncü değirmeni izlerler.  Yunan askerlerinin  Hacı Rüstemi karakola götürdüklerini görür görmez  yedek anahtarla dördüncü  değirmene gelip  kapısını açarlar. Gizli bölmedeki Gülhanım'ı kurtarırlar.  Değirmende ve evde ne kadar değerli eşya varsa beşinci değirmenin bitişiğindeki evlerine  götürürler.  Çatıya açılan berhava deliğinın kapağı kilitlidir. Anahtarını bulamazlar. Tavan arasındaki kitaplara, masa ve duvar saatlerine kap kaçağa av tüfeğine ve fişeklere ulaşamazlar. Hacı Rüstem yetmişe yakın yaşına rağmen önce sorgulanır daha sonra hiç bir soruya istedikleri cevabı vermeyince işkenceye maruz kalır. Sırt bölgesindeki bazı kaburgalar kırılmıştır. O haliyle boş bir çuval gibi Bodrum'un bir köşesine atarlar. Karakol komutanın karşısına çıkarak olup biteni anlatırlar. Komutan ; — Dörtyüz yıl kapımızı Türkler  ne zaman çalacak  korkusuyla yaşadık. Kapı çalma sırası bizde artık.  Bodrumdaki yaşlı adamın yakınlarını bulun. Belki ölmüştür.Alıp götürsünler. Oğlunu en kısa zamanda mutlaka  yakalayacaksınız.  Değirmene  giderken bir teneke gaz yağı alın yanınıza. Evi de yakın değirmeni de. - Baş üstüne komutanım. Hemen gidiyoruz. -  Yerli muhbir Rum , aheste adımlarla beşinci değirmene varır.  Hacı Feyzullah'a , Hacı Rüstemin , karakolun bodrumunda ağır yaralı  olduğunu, ya  teskere ya da bir tabutla karakola gidip almalarını söyler. Askerler dördüncü değirmene, ellerinde bir teneke gaz yağıyla gelmişlerdir. Kapı kilitlidir. Tüfekleriyle kilidi kırıp içeriye dalarlar. Berhava deliğine merdiven dayayıp çatı arasına çıkmak isterler. Kilitli olduğunu görünce eski bir un çuvalını gazyağına bulayıp kilitin halkasından geçirirler. İki odanın divanlarına ahşap tabanlarına pencerelerdeki perdelere bolca gazyağı döküp evi ateşe verirler. Aynı şekilde, değirmeni ve ahırı da yakarlar.. Hacı Feyzullah' ın iki oğlu ve iki  komşu karakola gitmek için yola çıkarlar.  Yeni Cami hizasına geldiklerinde camiye ait depodan  kapaksız bir tabut alıp karakola giderler. İşkencelerin  yapıldığı bodrum'un bir köşesinde bitap durumdaki Hacı Rüstem 'i tabutun içine oturtarak bir cenaze taşır gibi yola koyulurlar. Yeni Camiye gelmeden, günümüzde Fevzipaşa caddesi ile Tahtakele caddesinin kesiştiğ sağ üst köşede bir Rum bakkal vardır. Tabutu taşıyanlara laf atar. - " Bu yaşlı adamın ahı gitmiş vahı kalmış. Evine kadar götürmeyin. Mezarlık o tarafta değil bu tarafta" diye parmağıyla mezarlık yönünü gösterir. -  Yeğenlerden biri; - " Yakında denize dökülüp yüze yüze  memleketinize  döneceksiniz . Geldiğiniz gibi gidecesiniz. ", der. -  - Diğer yeğen; " Gün gelir senin de ne ahın kalır ne de vahın. ! Kahpe Yunanın adaletsiz adaleti, elbet bir gün son bulacak. O  Parmak da  o gün kırılacak, " der. -  Ertesi günün sabahında, İşgâl güçleri, bakkal Kosta' nın  karakola yaptığı şikayetten sonra iki yeğeni derdest ederek İzmir'e götürürler.  İki gençten aylarca haber alınamaz. Daha sonra işkence görüp, kurşuna dizilerek öldürüldükleri haberi gelir. Salih değirmenden iyice uzaklaşmıştır. Palikaryalar  yokuş yukarı koşturmaktan yorularak takipten vazgeçerler. Salih, Yunanlıların yorulup geri döndüklerini anlayınca tanıdık bir değirmenin kapısını çalar. Üstündekileri çıkarıp  verilenleri giyer.  Daha samimi oldukları başka bir değirmenci, bir köşeli ekmekle peynir, zeytin ve helvayı bir üstlüğe sararak eline tutuşturur" .Yolun açık olsun Salih kardeşim" diyerek uğurlar. Salih, bu iki değirmenciyle vedalaşırken , " Annem ve babam beşinci değirmende amcamların yanında olsa gerek.. Ara sıra uğrayıp hâl ve hatırlarını sorun. İsteklerini yerine getirin. Ben sonra size öderim. Önce Allah'a, sonra size emanet ediyorum." der. Hedefi Büyük Menderes nehrine ulaşıp Aydın' a varmaktır.. Köy yollarını bazen yayan bazen bir atlının terkisinde yol alarak nehire ulaşır. Geçmek için sığ bir yer arar, bulamaz. Karşı kıyıya geçemez. Gerisin geriye Tire'ye döner.  Karatekke köyünden bir tanıdığına uğrar. Tarlalarda çalışır. Kazandığı paraları Feyzullah amcasına köylülerle ulaştırır. Salih aylarca ovada bir bağ evinde saklanır.Bir oda ve mutfaktan oluşan ev  gözden ırak bir yerdedir. Gerekli erzak ve yiyecekler  her hafta bağ evine getirilir. Yakınlarda su kuyusu da vardır. Ocakta çalı çırpıyla emaye çaydanlıkta çayını demler.  Zaman zaman çocukluk günleri aklına gelir. On yıl öncesine gider bazı bazı. Babası okur yazar, derviş tabiatlı bilge bir kişidir. Kimi zaman yaz aylarında suların azaldığı, işlerinin az olduğu  günlerde, baba oğul Mevlevi ve Rufai dergahlarını gezerler. Necippaşa Kütüphanesi'nden aldıkları kitabı bahçe kısmında baba okur Salih dinler. İkindiden sonra değirmene dönerler. Baba Hacı Rüstem, Kafkas cephesine, ağabey Ali bir başka cepheye gittiğinde, değirmeni anne Gülhanım'la Salih çalıştırır. On üç - on dört yaşlarına gelmiştir. Manga tabir edilen, bakkal dükkanlarına bırakılan buğday çuvalları bakkal ve müşterisi  tarafından beygire yüklenir. Salih beygiri idare ederek yükü değirmene getirir. Müşteriler ve komşular yükün indirilmesinde yardımcı olurlar. Getirilen buğdaylar su değirmeninde öğütülüp un hâline getirilir. Un çuvallarına manga yolu görünmüştür. Bu defa yine müşteriler ve komşuların, yükü beygire yüklemesiyle iki çuval mangalara Salih tarafından ulaştırılır. Birkaç sene içersinde, Salih değirmenin nasıl çalıştığını annesinden iyice öğrenmiştir. Zamanla babası Kafkas cephesinden , ağabeyi de başka bir cepheden terhis olup evlerine dönerler.   Gelelim Salih'in değirmenden ayrıldığı zamanın  sonrasına. İki Yunan askeri ve bir  yerli Rum, Karakol komutanından aldıkları emir doğrultusunda Ulu Caminin kenarındaki dar sokaktan önce Derekahve' ye daha sonra beşinci  değirmene varırlar. Değirmenin etrafında kurulu tuzak ya da pusu var mı diye kontrol ederler. Bitişikteki evin kapısını çalarlar.   Muhbir  yerli Rum; — Açın Kapıyı açın, yoksa Hacı Rüstem'in  değirmenini yakacağız !.  Rüstem Hoca,  bildiği üç dört  duayı  okuyup kapıyı açar.. — Sabah sabah nedir bu kapı çalmak . Az kaldı öldürüyordunuz.? Oğlumdan ne istediniz ?. — Oğlun kaçtı kurtuldu. Hakkınızda şikayet var.  Oğlun suçsuz olsa kaçar mıydı ?. Nasılsa yakalanacak. O zaman öğreniriz suçunu. Yerli Rum devam ediyordu: — Sen şimdi cevap ver bakalım. Tavanda Kuvva için silah saklıyormuşsunuz. — Ne münasebet. Yok öyle bir şey. Kim söyledi ? —  Sağlam yerden haber aldık.  Der demez Hacı Rüstemin iki koluna girip sürükleyerek dördüncü değirmenin önüne gelirler. Önce değirmenin içini didik didik ararlar. Evin anahtarını isterler. Hacı Rüstem " Bende yok oğlumda deyince tüfek dipçiğiyle yere yıkarlar. Ahşap kapının kilit bağlama yerini mermilerle kevgire çevirirler. İçeri girip bir teneke gazyağını bir kaç yere dökerek evin ahşap kısımlarını yakarlar. Tavan arasındaki sıkılı tüfeklerin mermileri ve av tüfeğinin fişekleri ve teneke barut kutuları birden bire patlamaya başlar. Palikaryalar yangını söndürmek isteyen komşulara engel olurlar  Üçüncü ve beşinci değirmenlerden yangını söndurmeye gelenlerin ayaklarına, ellerindeki su kovalarına art arda kurşun sıkarlar.  Kimi ellerinden kimi ayaklarından yaralanıır. Palikaryalar değirmen ve ev yanıp kül oluncaya kadar yangın yerinden ayrılmazlar. Bahçede  devamlı Akan bir su yalağı ve yemlik vardır. Beygir bir urganla bağlı olduğu için, ahırda yanmaktan kurtulmuştur. Bakkal Kosta'nın  eşi Eleni ara sıra bir kaç arkadaşıyla Derekahve'ye gelmekte, üçüncü değirmende mısır öğüttürmektedir. İkram edilen katmerleri çaylar eşliğinde yiyip içmektedirler. Buğday öğüttüren aynı mahalleden komşuların konuşmalarını dinlerler.  Dördüncü değirmende silah olduğunu, geceleri bu değirmenden efelere dağıtıldığını Eleni ertesi günü Karakola ispiyonlar. Aslında Değirmene gelenlerin bir kısmı çalıkakıcı denilen şakilerdir. Diğer gelenler ise  erzak ve silahları için mühimmat almaya gelen Kuvva-ı milliyecilerdir. Salih , annesinin ve babasının iyi olduğu haberini her hafta alsa da yaklaşan Ramazan bayramı arefesinde Tire'ye gitmeye karar verir. Köyden şehire pazar alışverişi için gidecek olan köylüler atlarıyla, eşekleriyle sabahın erken saatlerinde yollara dökülmüşlerdir.  Salih tarlasında çalıştığı yaşlı bir köylünün eşeğini alarak yola çıkar. Dikkat çekmemek için bir köylü gibi davranır.  Tire'ye geldiğinde eşeğini iki katlı Matyos Han' a getirir . Üst kat yolcular içindir. Alt katta hayvanlar için yemlikler ve su yalakları vardır. Eşeğini bir kazığa  bağlar. Ücretini peşin verir. Hancıya Akşam olmadan gelip alacağını söyler.  Eşeğine önce yalaktan su içirtir daha sonra yem torbasını başına takar. Ekinhisarı' ndan Toptepe'ye çıkar, zeytinliklerin arasından kimseye görünmeden  altıncı değirmene gelir. Değirmenci babasının yakın arkadaşlarından biridir.. Kapıyı çalar. Içerdekiler pencerenin perdesini aralayıp dışarı bakınca Salih'i görürler. Salih kapı önünde sağına soluna ve ardına bakar. Kimsenin görmediğinden emin olunca açılan kapıdan içeri girer. Baba dostunun ellerinden öper. Evin on yaşlarındaki çocuğu beşinci değirmene gönderilir. On dakika sonra anne ve babası altıncı değirmenin kapısındadırlar Salih annesinin ve babasının ellerinden öper. Birbirlerine sarılırlar. Hacı Rüstem' in kırık kaburgaları yeni yeni kaynamıştır. Geceleri yatağına dümdüz yatamaz hâldedir.Kuvva-ı Milliye'nin başarılarından bahseder. O hâliyle geleceğe ümitle bakmaktadır. Sofra kurulur, çaylar içilir. Salih anne ve babasına kavuşmuştur.  Ayrılık vakti gelmiştir. Salih vedalaşmak ister. Akşam karanlığına kalmamalıdır. Babası; " Haklısın oğlum, pazar dağılmadan yola çıkmalısın. Sabahın şerri , akşamın hayrından iyidir der. Salih biriktirdiği paraları baba dostuna verir. "Babamlardaki altının bir kısmını bozdurursun. Bunların  da bir katkısı olur. Bir yapıcı bulup Yanan evimizin daha küçüğünü yaptırırsınız. Çanak tabak, kap kaçak, yorgan,yatak, yastık. Ne gerekliyse alırsınız." , der ve herkesle vedalaşır. Anne ve babasıyla sarmaşır, ellerinden öperek altıncı değirmenden ayrılır.    İşgalin son yılı 1922 yılının nisan mayıs aylarında şehirde ve köylerde  yerli Rumlar ve işgalci Yunan askerleri iyice azgınlaşırlar.  Köylerde köy halkını camiye doldurup üstlerine kurşun yağdırırlar, işkencelerle öldü diye bıraktıkları mağdurlarla dalga geçerler. Kadınlara musallat olurlar. Şehrin bazı yerlerinde yangınlar çıkarırlar.  Çıkardıkları yangınlardan biri rüzgarın etkisiyle, karakolun karşı sırasından Rum mahallesine doğru yayılır. Türk düşmanı Kosta ve  Eleni'nin durdukları ev  söndürme faaliyetlerine rağmen içindekilerle birlikte cayır cayır yanar. Aileden, on on iki yaşlarında ,  biri kız biri erkek  iki çocuk kurtulabilir.   Yanmakta olan diğer evlerden, Rum aksanlı türkçe ve rumca,  Canhıraş iyihaykırışlar tüm mahalleyi inletir. Arada birkaç Türk evi de yangından hasar görür. Yaralananlar olur. Aradan üç ay geçer. Türk ordusu Afyon'da 26 Ağustos sabahı taarruza geçmiştir. Otuz Ağustos günü yapılan Başkumandanlık Meydan Muharebesini  Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Türk ordusu kazanmıştır. Yunan ordusu İzmir'e   kaçarlarken önüne çıkan şehirleri ve  köyleri  yakıp yıkar.  Dört Eylül 1922 günü , Yunanlı işgalciler ve yardakçıları taslarını taraklarını, pılılarını ve pırtılarını toplayıp İzmir'e doğru kaçmaya başlarlar. Kimi tren vagonlarıyla kimi de at arabalarıyla, atlarla eşeklerle ardlarına bakmadan İzmir'e varırlar. Limanda bekleyen dostları olan ülkelere ait açıktaki gemilere, sandallarla, kayıklarla ulaşmaya çalışırlar. Denize atlayıp,  sandala , kayığa çıkmak isteyen soydaşlarını iterler, küreklerle iteklerler.   Baş Kumandan Mustafa Kemal Paşa'nın dediği gibi; " Geldikleri gibi giderler"  9 Eylül 1922 günü sabahı İzmir düşman düşman işgâlinden kurtulur.  Her Dört Eylül, Tire'nin  Kurtuluş Günü  yıllardan beri, Türk Bayraklarının her yerde  dalgalanmasıyla, sevinçle ve  gururla kutlanır. Mehmet Sadık Medin  22 Temmuz 2026 Esenköy - Yalova
Ekleme Tarihi: 23 Temmuz 2026 -Perşembe

DÖRDÜNCÜ DEĞİRMEN

İstanbul Hükümetinin telkinleriyle Halk direnmez  ve şehir  işgal edilir.

 İzmir ve çevre illerde işgalci Yunan güçlerine karşı  direnen gruplar olur.

Tire den sonra Ödemiş yönünde ilerleyen Yunan birliklerine Zincirlikuyu mevkiinde İlk direniş yapılır. Daha sonra ilk Kurşun denilen yerde  ikinci direniş gerçekleşir.  

İşgâlciler, altmış yetmiş yıl önce adalardan gelen Rum yerleşimcilerle ve öteden beri kasabada yaşayan Rumlarla birlikte katliama başlarlar.

 İspiyoncular ve yardakçılar ,  tarihten gelen eziklik psikolojileriyle Müslüman Türklere karşı  terör estirirler.

İşgalden önceki yıllarda bakkal Kosta ile  evli olan Eleni  işgâl sonrasında eşinden  boşanır.

Sonraki   aylarda , inşaatların rölyef süslemelerini yapan Artin usta ile  yaşamaya başlar.

 Artin iyi bir inşaat ustasıdır aynı zamanda. İşgalin altıncı  ayında üç katlı bir binanın rölyeflerini yaparken iskeleden düşerek ölür.

 Yakın akrabaları İzmir'den gelerek cenazeyi kaldırırlar. İzmir'de bir Ermeni mezarlığına defnederler. 

Eleni büyük evden küçük bir eve taşınır. Artin'den kalan altınları ve değerli ziynet eşyalarını bir sarrafa bozdurarak hayatını  devam ettirir. 

Bir gün pazara çıktığında eski eşi Kosta ile karşılaşırlar. Eski tanıdıklarının araya girmesiyle iki ay geçer geçmez tekrar evlenirler.

O yıllarda şehrin içme suyu ihtiyacı Arappınarı'ndan ve Değirmendere' den  karşılanmaktadır. Evden eve döşenen kiremit  borular her eve ve meydan çeşmelerine ulaşmaktadır.

Değirmenderedeki değirmenlerin yanısıra ,  Derekahveden başlayıp , Arappınarı' nın başlangıç yerine kadar aralıklarla 
uzanan  yirmiye yakın su değirmenleri  vardır.


Dördüncü değirmeni , Bursa'dan Tire'ye on altı- on yedi yaşlarındayken kardeşi Feyzullah'la gelen  Hacı Rüstem çalıştırmaktadır.

 Rüstem, eşi Gülhanım ,  büyük oğlu Ali ve  küçük oğlu  Salih ile değirmenlerine bitişik tek katlı evlerinde yaşamaktadırlar. 

Zamanla büyük oğlu başka bir eve çıkar , Çarşıda ayakkabı imalatında ve tamirinde  çalışmaktadır. 

İşgal öncesinde  Hacı Rüstem Kafkas cephesinde beş altı yıl savaşmış, oğlu Ali'de bir başka cepheden yeni dönmüştür.

Yunan işgâl güçleri İzmir'den sonra kazalarını da işgale başlamışlardır..

İstanbul Hükümetinin telkinleriyle çoğunluk direnmemiş, Kuvvayı Milliyeci güçler, İzmir'de gazeteci Hasan Tahsin'in yanısıra Zincirlikuyu mevkiinde ve İlkkurşun' da büyük bir direniş göstermişlerdir

Gökçen'deki Yunan karakoluna yapılan Fata baskını Yunanlıları çileden çıkartmış,  çılgına çevirmiştir.

 Efelerin yaptıkları baskınlar ve çatışmalar Türk halkını hürriyete yaklaştırdıkça Yunan mezalimi arttıkça  artmıştır.

İşgalin ikinci yılındayız. Eylül ayının ilk haftası. Sabahın erken  saatlerinde sabah namazına kalkan Hacı Rüstem  sokak kapısının bir kaç defa sarsılarak yumruklandığını duyar. Salih hemen uyanır. Mutfaktaki raftan keskin bir bıçak  alarak hırkasının  iç cebine yerleştirir. Üstünde gecelik giysisi ve başında takkesiyle kapıya yönelir. Hacı Rüstem'den önce kapıyı açmak ister. Babası engel olur ve dışarıya doğru seslenir.

- Kim o ?. Dışarıda iki kişi kendi  aralarında Yunanca konuşmaktadırlar. Birisi bozuk bir aksanla bağırır;

- Açın bre kapıyı. Açmazsanız kırarız.

Salih babasından önce kapıyı açar.

İki Yunan askeri  ellerinde tüfekleri, yanlarında Türkçe bilen yerli Rumlardan biriyle karşılaşır. Hacı Rüstem oğlunun tam  arkasındadır.

Yunanlılar kapı açılır açılmaz  içeri girmek isterler. Askerin biri tüfeğinin dipçiğiyle Hacı Rüstemi dürterek yere devirmek ister. Diğeri de Salih'e doğru süngüsünü doğrultur. 


Salih sağ  eliyle bıçağını çeker, sol eliyle namluyu yakalar, süngüyü göğsünden  uzaklaştırır. Palikaryanın sol elini  yaralar, tetikte olan sağ elin işaret parmağı harekete geçer. Namludan çıkan mermi evin penceresindeki camı paramparça eder. 


Mermiyi savuşturan Salih 
babasını tüfek dipçiğiyle iten yunanlı askeri . iki eliyle boğazını sıkarak   yere yıkar.

 On yedi yaşın verdiği bir çeviklikle  yerli ruma  yumruk atar , zikzaklar çizerek  Yukarıdaki değirmenlere  doğru kaçar.

 İki Asker tüfeklerinin namlularını kaçan Salih'e doğrulturlar peş peşe atılan mermilerin hepsi de boşa gider.

Gülhanım dışarıdaki sesleri duyunca oturma odasının gizli bir bölmesine saklanmış, kapı çalınır çalınmaz , baba oğul iki değirmen taşıyla gizli bölmenin üstünü örtmüştür.

 Efsun askerleri  aldıkları Emir gereği, Hacı Rüstemin ellerine kelepçe takarak Yunan karakoluna götürürler.

Hacı Rüstem'in bacanağı Hacı Feyzullah  beşinci değirmeni çalıştırmaktadır. Silahların patlamasını duyar duymaz dördüncü değirmeni izlerler. 

Yunan askerlerinin  Hacı Rüstemi karakola götürdüklerini görür görmez  yedek anahtarla dördüncü  değirmene gelip  kapısını açarlar. Gizli bölmedeki Gülhanım'ı kurtarırlar.

 Değirmende ve evde ne kadar değerli eşya varsa beşinci değirmenin bitişiğindeki evlerine  götürürler. 

Çatıya açılan berhava deliğinın kapağı kilitlidir. Anahtarını bulamazlar.
Tavan arasındaki kitaplara, masa ve duvar saatlerine kap kaçağa av tüfeğine ve fişeklere ulaşamazlar.

Hacı Rüstem yetmişe yakın yaşına rağmen önce sorgulanır daha sonra hiç bir soruya istedikleri cevabı vermeyince işkenceye maruz kalır. Sırt bölgesindeki bazı kaburgalar kırılmıştır. O haliyle boş bir çuval gibi Bodrum'un bir köşesine atarlar.

Karakol komutanın karşısına çıkarak olup biteni anlatırlar.
Komutan ;
— Dörtyüz yıl kapımızı Türkler  ne zaman çalacak  korkusuyla yaşadık. Kapı çalma sırası bizde artık.  Bodrumdaki yaşlı adamın yakınlarını bulun. Belki ölmüştür.Alıp götürsünler. Oğlunu en kısa zamanda mutlaka  yakalayacaksınız.  Değirmene  giderken bir teneke gaz yağı alın yanınıza. Evi de yakın değirmeni de.

- Baş üstüne komutanım. Hemen gidiyoruz.

Yerli muhbir Rum , aheste adımlarla beşinci değirmene varır.  Hacı Feyzullah'a , Hacı Rüstemin , karakolun bodrumunda ağır yaralı  olduğunu, ya  teskere ya da bir tabutla karakola gidip almalarını söyler.

Askerler dördüncü değirmene, ellerinde bir teneke gaz yağıyla gelmişlerdir. Kapı kilitlidir. Tüfekleriyle kilidi kırıp içeriye dalarlar.
Berhava deliğine merdiven dayayıp çatı arasına çıkmak isterler. Kilitli olduğunu görünce eski bir un çuvalını gazyağına bulayıp kilitin halkasından geçirirler. İki odanın divanlarına ahşap tabanlarına pencerelerdeki perdelere bolca gazyağı döküp evi ateşe verirler.

Aynı şekilde, değirmeni ve ahırı da yakarlar..


Hacı Feyzullah' ın iki oğlu ve iki  komşu karakola gitmek için yola çıkarlar.

 Yeni Cami hizasına geldiklerinde camiye ait depodan  kapaksız bir tabut alıp karakola giderler.

İşkencelerin  yapıldığı bodrum'un bir köşesinde bitap durumdaki Hacı Rüstem 'i tabutun içine oturtarak bir cenaze taşır gibi yola koyulurlar.

Yeni Camiye gelmeden, günümüzde Fevzipaşa caddesi ile Tahtakele caddesinin kesiştiğ sağ üst köşede bir Rum bakkal vardır. Tabutu taşıyanlara laf atar.

- " Bu yaşlı adamın ahı gitmiş vahı kalmış. Evine kadar götürmeyin. Mezarlık o tarafta değil bu tarafta" diye parmağıyla mezarlık yönünü gösterir.

Yeğenlerden biri;

- " Yakında denize dökülüp yüze yüze  memleketinize  döneceksiniz . Geldiğiniz gibi gidecesiniz. ", der.

- Diğer yeğen; " Gün gelir senin de ne ahın kalır ne de vahın. ! Kahpe Yunanın adaletsiz adaleti, elbet bir gün son bulacak. O  Parmak da  o gün kırılacak, " der.

Ertesi günün sabahında, İşgâl güçleri, bakkal Kosta' nın  karakola yaptığı şikayetten sonra iki yeğeni derdest ederek İzmir'e götürürler. 

İki gençten aylarca haber alınamaz. Daha sonra işkence görüp, kurşuna dizilerek öldürüldükleri haberi gelir.


Salih değirmenden iyice uzaklaşmıştır. Palikaryalar  yokuş yukarı koşturmaktan yorularak takipten vazgeçerler.

Salih, Yunanlıların yorulup geri döndüklerini anlayınca tanıdık bir değirmenin kapısını çalar. Üstündekileri çıkarıp  verilenleri giyer.

 Daha samimi oldukları başka bir değirmenci, bir köşeli ekmekle peynir, zeytin ve helvayı bir üstlüğe sararak eline tutuşturur" .Yolun açık olsun Salih kardeşim" diyerek uğurlar.

Salih, bu iki değirmenciyle vedalaşırken , " Annem ve babam beşinci değirmende amcamların yanında olsa gerek.. Ara sıra uğrayıp hâl ve hatırlarını sorun. İsteklerini yerine getirin. Ben sonra size öderim. Önce Allah'a, sonra size emanet ediyorum." der.


Hedefi Büyük Menderes nehrine ulaşıp Aydın' a varmaktır.. Köy yollarını bazen yayan bazen bir atlının terkisinde yol alarak nehire ulaşır. Geçmek için sığ bir yer arar, bulamaz. Karşı kıyıya geçemez. Gerisin geriye Tire'ye döner.

 Karatekke köyünden bir tanıdığına uğrar. Tarlalarda çalışır.

Kazandığı paraları Feyzullah amcasına köylülerle ulaştırır.

Salih aylarca ovada bir bağ evinde saklanır.Bir oda ve mutfaktan oluşan ev  gözden ırak bir yerdedir. Gerekli erzak ve yiyecekler  her hafta bağ evine getirilir. Yakınlarda su kuyusu da vardır. Ocakta çalı çırpıyla emaye çaydanlıkta çayını demler.

 Zaman zaman çocukluk günleri aklına gelir.

On yıl öncesine gider bazı bazı. Babası okur yazar, derviş tabiatlı bilge bir kişidir. Kimi zaman yaz aylarında suların azaldığı, işlerinin az olduğu  günlerde, baba oğul Mevlevi ve Rufai dergahlarını gezerler. Necippaşa Kütüphanesi'nden aldıkları kitabı bahçe kısmında baba okur Salih dinler. İkindiden sonra değirmene dönerler.

Baba Hacı Rüstem, Kafkas cephesine, ağabey Ali bir başka cepheye gittiğinde, değirmeni anne Gülhanım'la Salih çalıştırır. On üç - on dört yaşlarına gelmiştir.

Manga tabir edilen, bakkal dükkanlarına bırakılan buğday çuvalları bakkal ve müşterisi  tarafından beygire yüklenir. Salih beygiri idare ederek yükü değirmene getirir. Müşteriler ve komşular yükün indirilmesinde yardımcı olurlar.

Getirilen buğdaylar su değirmeninde öğütülüp un hâline getirilir.

Un çuvallarına manga yolu görünmüştür. Bu defa yine müşteriler ve komşuların, yükü beygire yüklemesiyle iki çuval mangalara Salih tarafından ulaştırılır.

Birkaç sene içersinde, Salih değirmenin nasıl çalıştığını annesinden iyice öğrenmiştir. Zamanla babası Kafkas cephesinden , ağabeyi de başka bir cepheden terhis olup evlerine dönerler.

 

Gelelim Salih'in değirmenden ayrıldığı zamanın  sonrasına.

İki Yunan askeri ve bir  yerli Rum, Karakol komutanından aldıkları emir doğrultusunda Ulu Caminin kenarındaki dar sokaktan önce Derekahve' ye daha sonra beşinci  değirmene varırlar. Değirmenin etrafında kurulu tuzak ya da pusu var mı diye kontrol ederler. Bitişikteki evin kapısını çalarlar.

 
Muhbir  yerli Rum;

— Açın Kapıyı açın, yoksa Hacı Rüstem'in  değirmenini yakacağız !. 

Rüstem Hoca,  bildiği üç dört  duayı  okuyup kapıyı açar..

— Sabah sabah nedir bu kapı çalmak . Az kaldı öldürüyordunuz.? Oğlumdan ne istediniz ?.

— Oğlun kaçtı kurtuldu. Hakkınızda şikayet var.  Oğlun suçsuz olsa kaçar mıydı ?. Nasılsa yakalanacak. O zaman öğreniriz suçunu.

Yerli Rum devam ediyordu:
— Sen şimdi cevap ver bakalım. Tavanda Kuvva için silah saklıyormuşsunuz.

— Ne münasebet. Yok öyle bir şey. Kim söyledi ?

—  Sağlam yerden haber aldık. 

Der demez Hacı Rüstemin iki koluna girip sürükleyerek dördüncü değirmenin önüne gelirler. Önce değirmenin içini didik didik ararlar. Evin anahtarını isterler. Hacı Rüstem " Bende yok oğlumda deyince tüfek dipçiğiyle yere yıkarlar. Ahşap kapının kilit bağlama yerini mermilerle kevgire çevirirler.

İçeri girip bir teneke gazyağını bir kaç yere dökerek evin ahşap kısımlarını yakarlar.

Tavan arasındaki sıkılı tüfeklerin mermileri ve av tüfeğinin fişekleri ve teneke barut kutuları birden bire patlamaya başlar.

Palikaryalar yangını söndürmek isteyen komşulara engel olurlar 

Üçüncü ve beşinci değirmenlerden yangını söndurmeye gelenlerin ayaklarına, ellerindeki su kovalarına art arda kurşun sıkarlar. 

Kimi ellerinden kimi ayaklarından yaralanıır. Palikaryalar değirmen ve ev yanıp kül oluncaya kadar yangın yerinden ayrılmazlar.

Bahçede  devamlı Akan bir su yalağı ve yemlik vardır. Beygir bir urganla bağlı olduğu için, ahırda yanmaktan kurtulmuştur.

Bakkal Kosta'nın  eşi Eleni ara sıra bir kaç arkadaşıyla Derekahve'ye gelmekte, üçüncü değirmende mısır öğüttürmektedir.

İkram edilen katmerleri çaylar eşliğinde yiyip içmektedirler. Buğday öğüttüren aynı mahalleden komşuların konuşmalarını dinlerler.

 Dördüncü değirmende silah olduğunu, geceleri bu değirmenden efelere dağıtıldığını Eleni ertesi günü Karakola ispiyonlar.

Aslında Değirmene gelenlerin bir kısmı çalıkakıcı denilen şakilerdir. Diğer gelenler ise  erzak ve silahları için mühimmat almaya gelen Kuvva-ı milliyecilerdir.

Salih , annesinin ve babasının iyi olduğu haberini her hafta alsa da yaklaşan Ramazan bayramı arefesinde Tire'ye gitmeye karar verir.
Köyden şehire pazar alışverişi için gidecek olan köylüler atlarıyla, eşekleriyle sabahın erken saatlerinde yollara dökülmüşlerdir. 

Salih tarlasında çalıştığı yaşlı bir köylünün eşeğini alarak yola çıkar. Dikkat çekmemek için bir köylü gibi davranır. 

Tire'ye geldiğinde eşeğini iki katlı Matyos Han' a getirir . Üst kat yolcular içindir. Alt katta hayvanlar için yemlikler ve su yalakları vardır. Eşeğini bir kazığa  bağlar. Ücretini peşin verir. Hancıya Akşam olmadan gelip alacağını söyler. 

Eşeğine önce yalaktan su içirtir daha sonra yem torbasını başına takar.

Ekinhisarı' ndan Toptepe'ye çıkar, zeytinliklerin arasından kimseye görünmeden  altıncı değirmene gelir. Değirmenci babasının yakın arkadaşlarından biridir..

Kapıyı çalar. Içerdekiler pencerenin perdesini aralayıp dışarı bakınca Salih'i görürler.

Salih kapı önünde sağına soluna ve ardına bakar. Kimsenin görmediğinden emin olunca açılan kapıdan içeri girer. Baba dostunun ellerinden öper. Evin on yaşlarındaki çocuğu beşinci değirmene gönderilir. On dakika sonra anne ve babası altıncı değirmenin kapısındadırlar

Salih annesinin ve babasının ellerinden öper. Birbirlerine sarılırlar. Hacı Rüstem' in kırık kaburgaları yeni yeni kaynamıştır. Geceleri yatağına dümdüz yatamaz hâldedir.Kuvva-ı Milliye'nin başarılarından bahseder. O hâliyle geleceğe ümitle bakmaktadır. Sofra kurulur, çaylar içilir. Salih anne ve babasına kavuşmuştur. 

Ayrılık vakti gelmiştir. Salih vedalaşmak ister. Akşam karanlığına kalmamalıdır.

Babası; " Haklısın oğlum, pazar dağılmadan yola çıkmalısın. Sabahın şerri , akşamın hayrından iyidir der.

Salih biriktirdiği paraları baba dostuna verir. "Babamlardaki altının bir kısmını bozdurursun. Bunların  da bir katkısı olur. Bir yapıcı bulup Yanan evimizin daha küçüğünü yaptırırsınız. Çanak tabak, kap kaçak, yorgan,yatak, yastık. Ne gerekliyse alırsınız." , der ve herkesle vedalaşır. Anne ve babasıyla sarmaşır, ellerinden öperek altıncı değirmenden ayrılır.


 
 İşgalin son yılı 1922 yılının nisan mayıs aylarında şehirde ve köylerde  yerli Rumlar ve işgalci Yunan askerleri iyice azgınlaşırlar.

 Köylerde köy halkını camiye doldurup üstlerine kurşun yağdırırlar, işkencelerle öldü diye bıraktıkları mağdurlarla dalga geçerler. Kadınlara musallat olurlar. Şehrin bazı yerlerinde yangınlar çıkarırlar. 

Çıkardıkları yangınlardan biri rüzgarın etkisiyle, karakolun karşı sırasından Rum mahallesine doğru yayılır.

Türk düşmanı Kosta ve  Eleni'nin durdukları ev  söndürme faaliyetlerine rağmen içindekilerle birlikte cayır cayır yanar. Aileden, on on iki yaşlarında ,  biri kız biri erkek  iki çocuk kurtulabilir.
 
Yanmakta olan diğer evlerden, Rum aksanlı türkçe ve rumca,  Canhıraş iyihaykırışlar tüm mahalleyi inletir. Arada birkaç Türk evi de yangından hasar görür. Yaralananlar olur.

Aradan üç ay geçer. Türk ordusu Afyon'da 26 Ağustos sabahı taarruza geçmiştir. Otuz Ağustos günü yapılan Başkumandanlık Meydan Muharebesini  Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Türk ordusu kazanmıştır.

Yunan ordusu İzmir'e   kaçarlarken önüne çıkan şehirleri ve  köyleri  yakıp yıkar. 

Dört Eylül 1922 günü , Yunanlı işgalciler ve yardakçıları taslarını taraklarını, pılılarını ve pırtılarını toplayıp İzmir'e doğru kaçmaya başlarlar.

Kimi tren vagonlarıyla kimi de at arabalarıyla, atlarla eşeklerle ardlarına bakmadan İzmir'e varırlar.

Limanda bekleyen dostları olan ülkelere ait açıktaki gemilere, sandallarla, kayıklarla ulaşmaya çalışırlar. Denize atlayıp,  sandala , kayığa çıkmak isteyen soydaşlarını iterler, küreklerle iteklerler. 

 Baş Kumandan Mustafa Kemal Paşa'nın dediği gibi; " Geldikleri gibi giderler"

 9 Eylül 1922 günü sabahı İzmir düşman düşman işgâlinden kurtulur. 


Her Dört Eylül, Tire'nin  Kurtuluş Günü  yıllardan beri, Türk Bayraklarının her yerde  dalgalanmasıyla, sevinçle ve  gururla kutlanır.

Mehmet Sadık Medin 

22 Temmuz 2026 Esenköy - Yalova

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve buyuktire.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.