Yemen gazisi Ahmet Bey, memleketi Tavas'a döneli yirmi yıl olmuştur. Cumhuriyetin onuncu yılında ailecek İzmir'in Tire ilçesine göçmeye karar verirler. Daha önceki yıllarda Tire'ye göç eden bir akrabası şehrin insanlarını ve iklimini methetmiştir
Dağlarında kestane ve ceviz, incir ve üzüm, ovasında tütün, pamuk, susam, kendir, kavun ve karpuz yetiştiriliyordur.
İki ağabeyiyle tren yoluyla önce Selçuk'a oradan kiraladıkları bir ciple Tire'ye gelirler. Birkaç gün bir otelde kalıp akrabalarının yanlarına uğrarlar, Tire pazarını dolaşırlar. Bakırhan'ın bitişiğinde boş bir dükkan görürler. Sahibini arayıp soruşturarak bulurlar, fiyatta anlaşarak kiralarlar.
Dükkan şehrin merkezi bir yerindedir.. Her pazartesi kurulan pazarın içinde kalmaktadır.
Caddenin karşı tarafında büyükçe bir esnaf kahvesi vardır.
Sıra ev tutmaya gelmiştir. Yalınayak semtinde iki katlı, geniş avlulu bir evi kiralamaya karar verirler.
Tire'yi ve Tirelileri iyice tanımak için Esnaf kahvesine gelerek birkaç Tireli ile sohbet ederler.
Yanıkkonak meydanından bir cip tutarak önce Selçuk'a varırlar, daha sonra İzmir istikametinden gelen Denizli trenine binerek Denizli'ye ve daha sonra Tavas'a dönerler.
Gazi Ahmet Bey Bir hafta sonra kamyon tutarak ev eşyalarını hamallara yükleterek Tire'ye gelir. Daha önce kiraladıkları eve yerleşirler.
Eşi ve çocukları tren yoluyla önce Selçuk'a, daha sonra kara yoluyla Tire'ye gelirler.
Gazi Ahmet biriktirdikleri altınları paraya çevirerek önce işyerine yakın bir semtten iki katlı bir ev alır.
Daha sonraki yıllarda ; Tavas'taki bir kaç tarla, incir bahçesi ve büyükçe bir üzüm bağını satarak Belevi'ye yakın Mehmetler köyünde yüz elli dönümlük bir incir bahçesini satın alır.
Yaz aylarında, Belevi yolu üzerinde bulunan incir bahçesine ara sıra uğramaktadır. Yarıcı bahçeden topladığı taze incirlerden her hafta Gazi Ahmet'in evine getirmektedir.
Mevsim sonunda incirlerin bir kısmı kışın yemeklik olarak kurutulmaktadır.
Aralıklı olarak üzerlerine dağ kekiği serpilmektedir. Daha sonra ahşap sandıklar içinde at arabaları ile evlere getirilir. Kalanları incir tüccarlarına satılır.
Gazi Ahmet’in büyük oğlu Ali ilkokulu bitirir bitirmez babasının bakkal dükkanını beklemeye; müşterilerin istediği bakliyatları, şekeri, unu, tuzu, kuru inciri ve üzümü, kestaneyi, cevizi tartıp satmaya başlar.
İkinci Dünya Savaşının ilk yıllarıdır. Gazi Ahmet Bey Esnaf kahvesinde bir arkadaşıyla tavla oynarken Ali koşturarak telaşla içeri girer.
"Baba bir amca geldi. Seni sordu hadi acele gel." der.
Gazi Ahmet Bey tavla oyununu hemen bırakır hızla dükkanına gelir.
Yemen'de altı yıl boyunca askerlik yaparken, savaşta birbirini sırt sırta koruyup kollayan, birlikte düşmana karşı mermi sıkan askerlik arkadaşı Mardinli Mehmet’le göz göze gelir.
-Vay Ahmet kardeşim . Bir gün nasipse gelirim demiştim, geldim bak.
- Hoşgeldin Mehmedim. Şükür kavuşturana.
-
- -Hamdolsun Rabbime şükürler olsun. Seni iyi gördüm. Hiç değişmemişsin.
- .
- Gelmekle ne iyi ettin kardeşim. Sen de öylesin. Hadi ben gelemedim, daha önce niye gelmedin be kardeşim.
- Hiç sorma kardeşim. " Ev kira , boğaz satın deler ya, o hesap. Bi yere kıpırdayamıyoruz. O yüzden gelemedim."
- - Bu dükkan, bağ bahçe derken ben de bir yere kıpırdayamıyorum.
İki dost, lafı daha da uzatmadan tokalaştıkları elleriyle
Birbirlerine sımsıkı sarılırlar.
İki dost yıllar sonra nihayet birbirine kavuşmuştur. Başkalarının gözlerinden saklamaya çalışsalar da ikisinin de gözlerinden sicim gibi yaşlar dökülür. Süzülen gözyaşlarıyla her ikisinin de yanakları ve çeneleri ıslanmıştır.
Gazi Ahmet, askerlik arkadaşı Gazi Mehmet'in koluna girerek Esnaf kahvesinin yolunu tutarlar.
Esnaf kahvesine gelmişlerdir. Üç basamak tırmanarak kahveye girerler.
Bir köşeye çekilirler.
Kırk yılın hasreti içilen kahveler eşliğinde yapılan koyu bir sohbetle vuslata dönüşür. İki saat süren sohbet sonrasında
Gazi Ahmet Bey arkadaşıyla bakkaliye dükkanına gelirler.
Gazi Ahmet, oğlu Ali'ye, "Ali eve git annen, Allah ne verdiyse sofrayı hemen hazırlasın, birkaç saat sonra Mehmet amcanla geleceğiz. Sen buraya dön dükkanı beklersin. Ha eve giderken kasaba uğra bir kilo kıyma, fırından da üç ekmek almayı unutma" der.
Alay parkının batısından güneş batmak üzereyken Yalınayak' daki evlerine misafiriyle birlikte gelirler. Kapıyı Gazi Ahmet'in eşi açar. Mutfakta yemekler, pişmekte olsun Gazi Mehmet ile birlikte salonda çaylar içilir. Daha sonra sofra kurulur.
Saat 20.00'ye doğru Ali dükkanın dışındaki nohut, mercimek, fasulye, pirinç ve şeker çuvallarını bir komşunun yardımıyla içeri taşır. Işıkları söndürür, kepenkleri indirip kilitler. Dükkan komşularına, " Allah'a ısmarladık" diyerek evlerinin yolunu tutar.
Evlerine girer girmez sofraya oturur . Yemekler ve tatlılar yenildikten sonra sofra kaldırılır.
Gazi Ahmet ve arkadaşı Gazi Mehmet kahvede anlattıkları hatıralarına divanda devam ederler. Ali gazilerin anlattıklarını can kulağı ile dinler.
Sohbet sırasında; Gazi Ahmet arkadaşına Mardin'den buraya nasıl geldiğini ne iş yaptığını sorar.
Gazi Ahmet; Mardin'in ilçesi Midyat'ta, sacdan tenekeden bir barakada yaşadığını on yaşında bir kızı ile ondört yaşında bir oğlu olduğunu, ayakkabı tamirciliği yaptığını söyler.
Celeplik yapan bir arkadaşının kurban bayramı öncesinde İzmir'e kamyonla elli kadar koyun götüreceğini, kendisini de dilerse İzmir'e götürmek istediğini söyler. Gazi Mehmet kamyonla İzmir'e gelir. Öncelikle Şirinyer'deki akrabalarına uğrar. Bir gün onlarda kalır. Ertesi gün, yani bugün sabahtan erkenden kalkıp trenle Tire'ye gelir.
Askerlik arkadaşı Gazi Ahmet'in mektuplarda belirttiği adresi sora sora bulur ve buluşurlar.
Kahvede sohbet evde sohbet derken İzmir'e gidecek otobüs ve tren saatlerini kaçırırlar.
Akşama doğru, Tire'den İzmir'e gidecek ne tren ne de otobüs kalmıştır.
Gazi Ahmet, arkadaşı Gazi Mehmet'e, bu gece burada kalmasını ısrarla ister. Gazi Mehmet mutlaka Şirinyer'de akrabalarına gitmesi gerektiğini söyler. " Akşam dönerim diye söz verdim. Mutlaka bir vasıta bulururuz değil mi?." , der.
Gazi Ahmet duvarda asılı duran tüfeğin yanındaki fişekliği indirir. Fişeklikteki fişeklerin hepsini yerinden çıkarır. Komodinin çekmecesinden lacivert renkli kadife kesenin içine el atar. Otuz kadar çeyrek altını fişekliğin boş gözlerine yerleştirip Gazi Mehmet'e verir.
" Mehmet kardeşim, seni bir daha görürsem, görebilirsem diye sana vermek için yıllardır saklıyordum. Sen benim canımı kurtardın Yemen'de.
Gazi Mehmet; " Sen de benim canımı kurtardın, hem de kaç defa.." der.
Gazi Ahmet; "Ah be kardeşim yarış mı etcez şimdi."...
Gazi Mehmet fişekliği önce almak istemez. Gazi Ahmetin binbir ricasıyla bu hediyeyi " Hakkını helâl et" diyerek kabûl etmek zorunda kalır ve fişekliği beline kuşanır.
Gazi Ahmet'in yakın arkadaşı Cemal Bey'in bir cipi vardır. Yakın ilçelere, ilçelerin köylerine, ara sıra İzmir'e yolcu ve yük taşır.
Gazi Ahmet, oğlu Ali'ye, daha önce hazırladığı kese kağıdı içindeki yol parasını verir. Arkadaşı Cemal'e vermesini söyler ve ekler " Yarım saat içinde Yanıkkonak Kahvesinde olacağız Mehmet amcanla. Cemal amcan Meydana mutlaka gelsin. Selamımı da söylersin." der.
On dakika içersinde iki Gazi evden ayrılarak Yanıkkonak Kahvesine gelirler. Kahvecinin getirdiği kahveleri ve yanında gelen iki suyu da içerler. Gazi Ahmet arkadaşına; " İzmir'e yolun düştüğünde mutlaka beklerim. İncir bahçesinin yarısı seni hep bekliyor olacak" der.
Yirmi dakikalık bir sohbetten sonra Cemal Bey cipiyle kahvenin önüne yanaşır.
İki gazinin vedalaşma saati gelmiştir. Önce tokalaşırlar, sonra birbirlerine nemli gözlerle sarılırlar.
Kahve müşterileri, gidecek kişinin Gazi Ahmet'in arkadaşı Gazi Mehmet olduğunu daha önceden öğrendikleri için hürmetle ayağa kalkarlar.
Bu durum karşısında iki Gazi duygulansa da ağlamamak için kendilerini zor tutarlar.
Uğurlayanların elleri havaya kalkar, Gazi Ahmet ve Gazi Mehmet birbirlerine el sallayarak vedalaşırlar.
Cemal Bey kontağı çevirir. Cipi ve müşterisi İzmir'e doğru yol alır.
Mehmet Sadık Medin
23 Haziran 2026 - Esenköy - YALOVA

