meritking giriş kingroyal giriş

Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Şevket Bahçelioğlu
Köşe Yazarı
Şevket Bahçelioğlu
 

“Bu şehr-i Sitanbul ki bî-misl ü behâdır Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır “

18. Yüzyıl ünlü Divan şairimiz Nedim İstanbul kasidesinde İstanbul hayranlığını bu beyitle dile getiriyor. “Bu şehr-i Sitanbul ki bî-misl ü behâdır Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır “ “İstanbul öyle bir şehirdir ki emsali yoktur. Bir tek taşına bütün İran ülkesi feda edilebilir. “ Diyebiliyor. Yine ünlü divan şairimiz Yahya Kemal “ Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul, sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer” diye sevdasını dile getirmiştir. Necip Fazıl’da bir şiirinde “ O benim zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim . Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. İstanbul üzerine söylenen güzel sözler saymakla bitmez, Çiltlerdolusu , kitaplar, ansiklopedilere sığmaz , Boğaziçi şen gönüller yatağı, aşıkların otoğıdır. Boğaziçi en güzel Çamlıca Tepesinden seyredilir, Okulumuz Kadıköy Göztepe de idi. Göztepe’nin her zaman neşeli bir hali vardı. Canımız sıkıldıkça, bir safa almaya giderdik yürüyerek Kalamış’a, Beyoğlu aşıkların buluşma yeridir, Ada sahillerinde ‘de bir başka güzellikler beklenir, Üsküdar’a giderken bir fırtınalı yağmurla karşılaşırsınız ki katibin eteği de ıslanır, boğazdaki teknelerin ne yelkeni, ne de direği sağlam kalır. Ama olsun İstanbul her haliyle güzelsin, gönüllerde gezersin deyip hasretle yadediyoruz. İstanbul’la 15 yaşındayken tanıştım. Kuleli Askeri Lisesi sınavını kazanıp geldiğim İstanbul’a aşık olmuştum. Bir hafta Çengelköy’de Kuleli’de misafir oldum. Sağlık raporu alabilseydim hayatım kimbilirnasıl , nerelere savrulacaktı, bu konuya zaman zaman değindiğim için tekrarına gerek duymuyorum. Özetle söyleyeyim sağlık raporu alamadığım için Kuleli nasip olmadı. Memleketime geri döndüm. Öğretmen Okulu sınavını da kazanmıştım. İmroz( Gökçeada ) Öğretmen Okulunu da kazanmıştım. Nasip’te öğretmen olmak varmış. Bu mesleğe de kanım çabuk kaynadı. Üç yıl sonra bu okulda okuyup mezun olduktan sonra o yıllar için gidebileceğimiz hemen hemen tek okul olan Eğitim Enstitülerine başvurabilirdik . Türkiye’de o yıllar 12 Eğitim Enstitüsü mevcuttu. Ankara, İzmir, Balıkesir, Konya, Samsun, Trabzon, Erzurum, Diyarbakır, İstanbul ve birkaç tane daha vardı. Ben tereddütsüz, üç yıl önce Kuleli için gelip aşk derecesinde sevdiğim İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü olursa olsun diyerek tercihimi bu okul yanında kullandım ve Allah’a şükürler olsun ki bu okula girmek de nasip oldu. Değerli bir öğretmen kadrosunun sayesinde , güzide bir çevrede, İstanbul’un sağladığı güzelliklerden en geniş şekilde yararlanıp iyi bir eğitim alarak yurdun çeşitli yerlerinde görev yaptık, resmi görev bitti, ama fiilen öğretmen olmanın gereğini halen yapmaya devam ettiğimi çevremdeki herkes bilir . Şuna inanıyorum; öğretmenliğin emekliliği yoktur, her fırsatta mesleğimin gereğini, sorumluluklarımı devam ettirmeye çalışıyorum. Bu uzunca giriş faslından sonra gelelim asıl meseleye : Yine değerli hocalarımızın sözlerine atıfta bulunacağım. Hatırladığım kadarıyla Mesut Talaslıoğlu, Niyazi Akşit, Nurettin Seçkin gibi hocalarımız “ Arkadaşlar, şimdi İstanbul’da yaşanmaz, İstanbul bizim gençlik yıllarında 1-1,5 milyon kadardı “ derlerdi, bizim öğrencilik yıllarında ise 2-2.5 milyon civarındaydı. Şimdilerde ise 20 milyon civarında . Bugünkü halini görselerdi inanın bir dakika durmazlardı kanaatindeyim . Hepsini rahmet ve şükranla anıyorum .mekanları cennet olsun. Ben de bir İstanbul aşığı olarak hocalarımızdan aldığım nasihatlere uyarak İstanbul’da yaşamayı hiç düşünmedim . Ama istanbul’a olan özlemimi sık sık yaptığım gezilerle gidermeye çalışıyorum. Hatta gazetemiz Büyük Tire’de “Yılda Bir Kez İstanbul’u Ziyaret İbadettir” başlık lı bir yazı kaleme almıştım. Evet değerli okurlarım İstanbul bu kadar güzellikleri bağrında bulunduran bir şehri bu kadar hoyratça harcamak akıllılık değildir. Olsa olsa vefasızlık ve ihanet etmektir. İstanbul’un taşı toprağına da çok yakışan bir söz vardır. Taşı ve toprağı altın ise bu bir yağmacılığın sebebi olmamalıydı. Ne dere yatakları, ne fay hatları, ne taşkın, heyelan ,çığ, kaya düşmesi, tabiat parkları, dolgu alanları, akarsu yatakları ne kadar teklikeli alanlar varsa adeta doğaya inat, hatta ihanet derecesinde hoyratça kullanılması ile güzelim İstanbul’umuzu yaşanmaz hale getirdik. Sayın Cumhurbaşkanının söylediği güzel sözlerinden ve benim de canı gönülden desteklediğim birinde neler söylemişti bir hatırlayalım: “ Biz İstanbul’a ihanet etik, hala daha ihanet ediyoruz. Ben de bundan sorumluyum . 22 Ekim 2017” dememiş miydi? Aradan 9 yıl geçmesine rağmen ihanetimiz değişti mi? Maalesef ihanet bütün hızıyla devam ediyor. Son yağışlar olağan dışı boyutlarda ama söz konusu olan tehlikelere karşı gerekli tedbirler alınsaydı, imar kurallarına dikkat edilseydi, bu afat derecesindeki yağışların sebep olduğu bu yıkımları bu derecede yaşamayacağımız görülen bir gerçektir. Bu tehlikeli gelişmeleri görmemek felaketin boyutlarını artırmıştır. İstanbul dünyanın en güzel şehirlerinin başında gelir . Konumuyla, iklimiyle, kültürel ve ticari avantajlarıyla yaşama ve kültürel varlıklarıyla gelişmeye büyümeye elverişli bir şehirdir. Ama kontrolsüz büyüme İstanbul’a yaramamıştır. Benim öğrencilik yıllarımda yaşadığımız İstanbul inanın bu günkü İstanbul’dan daha güzeldi ve daha yaşanabilir bir kentti. Yazık ettik İstanbul’umuza. Hala daha bu amansız yanlışlara devam ediyoruz. Bir zamanlar bir devlet yetkilisi İstanbul’a vizeyle girilmesi gerektiğini savunuyordu. Şimdi ise Kanal İstanbul gibi ucube bir planı gerçekleştirmek üzere bir mücadele verilmektedir. Yanlıştan nasıl dönülür bilemem ama güzelim boğaz ve iki yanında yer alan iki yarımadadan birisi Kanal İstanbul ile adaya dönüştürülmektedir. Rant amacıyla yapılacak Kanal İstanbul’a uzmanların ağır eleştirilerine rağmen bir inat uğruna devam eden bu kanalın çıkarı bir elit kesime bağışlanmak istenirken ülkemize ve milletimize özellikle İstanbullulara bir ihanet anlamına geleceğini bir İstanbul aşığı olarak daha sonra hep birlikte göreceğimiz endişesindeyim.
Ekleme Tarihi: 19 Ekim 2026 -Pazartesi

“Bu şehr-i Sitanbul ki bî-misl ü behâdır Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır “

18. Yüzyıl ünlü Divan şairimiz Nedim İstanbul kasidesinde İstanbul hayranlığını bu beyitle dile getiriyor.

“Bu şehr-i Sitanbul ki bî-misl ü behâdır

Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır “
“İstanbul öyle bir şehirdir ki emsali yoktur. Bir tek taşına bütün İran ülkesi feda edilebilir. “ Diyebiliyor.
Yine ünlü divan şairimiz Yahya Kemal “ Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul, sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer” diye sevdasını dile getirmiştir. Necip Fazıl’da bir şiirinde “ O benim zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim . Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
İstanbul üzerine söylenen güzel sözler saymakla bitmez, Çiltlerdolusu , kitaplar, ansiklopedilere sığmaz , Boğaziçi şen gönüller yatağı, aşıkların otoğıdır. Boğaziçi en güzel Çamlıca Tepesinden seyredilir, Okulumuz Kadıköy Göztepe de idi. Göztepe’nin her zaman neşeli bir hali vardı. Canımız sıkıldıkça, bir safa almaya giderdik yürüyerek Kalamış’a, Beyoğlu aşıkların buluşma yeridir, Ada sahillerinde ‘de bir başka güzellikler beklenir, Üsküdar’a giderken bir fırtınalı yağmurla karşılaşırsınız ki katibin eteği de ıslanır, boğazdaki teknelerin ne yelkeni, ne de direği sağlam kalır. Ama olsun İstanbul her haliyle güzelsin, gönüllerde gezersin deyip hasretle yadediyoruz.
İstanbul’la 15 yaşındayken tanıştım. Kuleli Askeri Lisesi sınavını kazanıp geldiğim İstanbul’a aşık olmuştum. Bir hafta Çengelköy’de Kuleli’de misafir oldum. Sağlık raporu alabilseydim hayatım kimbilirnasıl , nerelere savrulacaktı, bu konuya zaman zaman değindiğim için tekrarına gerek duymuyorum. Özetle söyleyeyim sağlık raporu alamadığım için Kuleli nasip olmadı. Memleketime geri döndüm. Öğretmen Okulu sınavını da kazanmıştım. İmroz( Gökçeada ) Öğretmen Okulunu da kazanmıştım. Nasip’te öğretmen olmak varmış. Bu mesleğe de kanım çabuk kaynadı. Üç yıl sonra bu okulda okuyup mezun olduktan sonra o yıllar için gidebileceğimiz hemen hemen tek okul olan Eğitim Enstitülerine başvurabilirdik . Türkiye’de o yıllar 12 Eğitim Enstitüsü mevcuttu. Ankara, İzmir, Balıkesir, Konya, Samsun, Trabzon, Erzurum, Diyarbakır, İstanbul ve birkaç tane daha vardı.
Ben tereddütsüz, üç yıl önce Kuleli için gelip aşk derecesinde sevdiğim İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü olursa olsun diyerek tercihimi bu okul yanında kullandım ve Allah’a şükürler olsun ki bu okula girmek de nasip oldu.
Değerli bir öğretmen kadrosunun sayesinde , güzide bir çevrede, İstanbul’un sağladığı güzelliklerden en geniş şekilde yararlanıp iyi bir eğitim alarak yurdun çeşitli yerlerinde görev yaptık, resmi görev bitti, ama fiilen öğretmen olmanın gereğini halen yapmaya devam ettiğimi çevremdeki herkes bilir . Şuna inanıyorum; öğretmenliğin emekliliği yoktur, her fırsatta mesleğimin gereğini, sorumluluklarımı devam ettirmeye çalışıyorum.
Bu uzunca giriş faslından sonra gelelim asıl meseleye : Yine değerli hocalarımızın sözlerine atıfta bulunacağım. Hatırladığım kadarıyla Mesut Talaslıoğlu, Niyazi Akşit, Nurettin Seçkin gibi hocalarımız “ Arkadaşlar, şimdi İstanbul’da yaşanmaz, İstanbul bizim gençlik yıllarında 1-1,5 milyon kadardı “ derlerdi, bizim öğrencilik yıllarında ise 2-2.5 milyon civarındaydı. Şimdilerde ise 20 milyon civarında . Bugünkü halini görselerdi inanın bir dakika durmazlardı kanaatindeyim . Hepsini rahmet ve şükranla anıyorum .mekanları cennet olsun.
Ben de bir İstanbul aşığı olarak hocalarımızdan aldığım nasihatlere uyarak İstanbul’da yaşamayı hiç düşünmedim . Ama istanbul’a olan özlemimi sık sık yaptığım gezilerle gidermeye çalışıyorum. Hatta gazetemiz Büyük Tire’de “Yılda Bir Kez İstanbul’u Ziyaret İbadettir” başlık lı bir yazı kaleme almıştım.
Evet değerli okurlarım İstanbul bu kadar güzellikleri bağrında bulunduran bir şehri bu kadar hoyratça harcamak akıllılık değildir. Olsa olsa vefasızlık ve ihanet etmektir. İstanbul’un taşı toprağına da çok yakışan bir söz vardır. Taşı ve toprağı altın ise bu bir yağmacılığın sebebi olmamalıydı. Ne dere yatakları, ne fay hatları, ne taşkın, heyelan ,çığ, kaya düşmesi, tabiat parkları, dolgu alanları, akarsu yatakları ne kadar teklikeli alanlar varsa adeta doğaya inat, hatta ihanet derecesinde hoyratça kullanılması ile güzelim İstanbul’umuzu yaşanmaz hale getirdik.
Sayın Cumhurbaşkanının söylediği güzel sözlerinden ve benim de canı gönülden desteklediğim birinde neler söylemişti bir hatırlayalım: “ Biz İstanbul’a ihanet etik, hala daha ihanet ediyoruz. Ben de bundan sorumluyum . 22 Ekim 2017” dememiş miydi?
Aradan 9 yıl geçmesine rağmen ihanetimiz değişti mi? Maalesef ihanet bütün hızıyla devam ediyor.
Son yağışlar olağan dışı boyutlarda ama söz konusu olan tehlikelere karşı gerekli tedbirler alınsaydı, imar kurallarına dikkat edilseydi, bu afat derecesindeki yağışların sebep olduğu bu yıkımları bu derecede yaşamayacağımız görülen bir gerçektir.
Bu tehlikeli gelişmeleri görmemek felaketin boyutlarını artırmıştır.
İstanbul dünyanın en güzel şehirlerinin başında gelir . Konumuyla, iklimiyle, kültürel ve ticari avantajlarıyla yaşama ve kültürel varlıklarıyla gelişmeye büyümeye elverişli bir şehirdir. Ama kontrolsüz büyüme İstanbul’a yaramamıştır. Benim öğrencilik yıllarımda yaşadığımız İstanbul inanın bu günkü İstanbul’dan daha güzeldi ve daha yaşanabilir bir kentti.
Yazık ettik İstanbul’umuza. Hala daha bu amansız yanlışlara devam ediyoruz. Bir zamanlar bir devlet yetkilisi İstanbul’a vizeyle girilmesi gerektiğini savunuyordu. Şimdi ise Kanal İstanbul gibi ucube bir planı gerçekleştirmek üzere bir mücadele verilmektedir. Yanlıştan nasıl dönülür bilemem ama güzelim boğaz ve iki yanında yer alan iki yarımadadan birisi Kanal İstanbul ile adaya dönüştürülmektedir. Rant amacıyla yapılacak Kanal İstanbul’a uzmanların ağır eleştirilerine rağmen bir inat uğruna devam eden bu kanalın çıkarı bir elit kesime bağışlanmak istenirken ülkemize ve milletimize özellikle İstanbullulara bir ihanet anlamına geleceğini bir İstanbul aşığı olarak daha sonra hep birlikte göreceğimiz endişesindeyim.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve buyuktire.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.