Tire’nin en merkezi meydanlarından olan Bahçekahve’ye, bir başka meydandan yürüyoruz. Her insanın çok iyi bildiği Yıldız Meydanı’ndan güneye doğru yola çıkıyoruz. Meydanın doğu köşesi Yıldız Eczanesi’nden karşı tarafa, Türk Ocağı Caddesi’ne girelim. Hatırlayanlarınız iyi bilir; eczane yerinde bir zamanlar Canoğlu Pastanesi vardı. Aile, bir zamanlar Tire’de pastane sektöründe lider idi. Bu arada haklarını yemeyelim; Savaş ve Tuncer Ağan kardeşler de Tire’de pastane dendiğinde ilk akla gelen isimler idi. Canoğlu, bu mekânında özellikle gece yarısından sonra çıkardığı çorbaları ile de ünlenmişti.
Türkocağı Caddesi güneye doğru Derekahve’ye kadar devam eder. Yine caddenin girişinde sağ köşede Dr. Mehmet Güvensay ve eşi eczacı Zişan Güvensay’ın eczanesi vardı. Yolun devamı; sağda Dr. Nihat ve Hatice Bulguç evi ile solda Neşet Bey evi ile yine sağ köşede yukarı Kartal fırın ile devam eder gider. Bu caddenin eski elektrik motorunun bulunduğu binanın bir üst köşe Ali Özer’in binası (Dereli köyünden Değirmenci Ali), onun bitişiği Fehmi Çivici’nin iş yerinin bulunduğu yol, sonra da meşhur 1980 yıllarına kadar faal olan Mehmet Ağa Hamamı; devamında Bahçekahve semtine ulaşılır.
Bahçekahve bir zamanlar hastanemizin de bulunduğu, dolayısıyla insanların çok yoğun olarak gelip gittiği bir uğrak yeri idi. Şimdilerde oldukça derin bir sessizliğe büründü. Gerçi özellikle Toptepe, Ekinhisarı, Karacaali semtlerine giden ve gelen yolların tam da ortasında olmasından dolayı bir geçiş güzergâhı olması, tam da ortasından geçen yol hâlâ oranın önemini devam ettiriyor. Bahçekahve adını nereden almıştır diye düşünür dururdum hep. Meğersem Atatürk İlköğretim Okulunun tam önündeki kahve ve bahçesinden alıyormuş adını. Batıda rahmetli Nihat Kolay kardeşimin sahibi olduğu, meşhur atalarının saçlarının beyaz olmasından dolayı "Kırbaş’ın Kahvesi" olarak bilinen bu kahve, bir zamanlar bahçesinde karambolün de oynandığı yermiş.
Kırbaş’ın Kahvesi aslında tam da merkez konumdadır. Kahve, bir zamanlar ramazan aylarında çok çeşitli meddah oyunlarına sahne olurmuş. Kahvenin güneybatısından gelen bu yol, Çivicilerin ticarethanesinin bulunduğu köşeden sola döner ve tarihi Mehmet Ağa Hamamı’nı sağında bırakarak Kırbaş’ın Kahvesi solda kalır ve bu yol Toptepe’ye kadar uzanır. Hamamcı Ali lakabı ile bilinen Ali Mumcu, Tire’nin çok bilinen simalarından birisi idi. Dama oyununda Ege Bölgesi’nde sayılı kişilerden olduğu söylenirdi. Aynı zamanda ressamlık tarafı da olan bu çok değerli büyüğümüzü anmadan geçemem.
Yine Kırbaş Kahvesi’ne Derekahve’den de inen bir yol vardır. Çivicilerden gelen yol ile bu yol, sözünü ettiğimiz kahvede birleşir. Kuzeyden İtfaiye Meydanı’ndan gelen yol ise Kırbaş Kahvesi’ni sağında bırakarak Toptepe’ye ulaşır. Özellikle şehir içi dolmuşları bu güzergâhı kullanırlar. Bu arada Atatürk İlköğretim Okulunun hem sağından hem de solundan önce Suratlı, sonra Sarıca Yusuf yolu ile Derekahve’ye ulaşabilirsiniz. Bahçekahve bu yönü ile yolların kesiştiği merkezi bir konumdur.
KISACIK BİR HATIRA: BUNU MUTLAKA ANLATMAM GEREK
Ayşe Özalay bizim ablamız, çok yakınımız. Rahmetli demirci ustası, kepenk imalatçısı Tuncay Özalay’ın eşi. Ahmet ve Aslı diye iki evlatları var. Onlar yıllarca Bahçekahve kuzeyindeki Ay Sokak’ta oturmuşlar. Ayşe Ablamız annesinden duyarmış; Yunan işgali sırasında Bahçekahve bitişiğindeki Abalı Mescidi’ndeki odalarda kalmışlar. Tek tuvalet ve tek banyosu olan bu medrese odalarına sığınmışlar. Savaş ve işgal yıllarında insanımız "Korkudan ibadet yerlerine dokunmazlar" diye bu odalarda kalmışlar. Ablanın dediğine göre medresenin on civarında odaları varmış. Bu odalarda öğrencilerin okuduğunu annesi anlatırmış. Bir de daha önceleri sözünü yaptığımız Hacı Halil Efe’nin okuduğu bir başka medresenin varlığı da söz konusu Bahçekahve semtinde. Ne yazık ki artık bu medresenin yerinde yeni çok katlı bir apartman var.
BAHÇEKAHVELİ OLMAK NE DEMEK?
Yıllardır Tire’de Bahçekahve semti çok özel bir konumu ile anılır. Özellikle gençliği birbirlerine tutkundurlar. Birlikte hareket ederler, semtlerini korurlar, hatta birlikte savunurlar bile. Sizlere bir şey daha söylemeliyim: Bu Bahçekahve gençleri birlik olup başka mahallenin gençlerini yerlerinde basmaya da giderler, hiç zayiat vermeden geri dönerlermiş. Korkusuz ve de harbi gençlerdir. Merttirler; yalandan dolandan hiç hoşlanmazlar. Haksızlık olduğunda da birlikte karşı koyup bu haksızlığa birlikte savaş verirler. İçlerinden bir tanesinin ola ki başına talihsiz bir olay gelsin, örneğin hapis gibi; onu o zor anlarında asla yalnız bırakmazlar. Bir keresinde hapishane görevlileri şaşkınlıklarını gizleyememişler; "Böyle bir tutkunluğu hiçbir yerde görmedik" diye de itiraf etmişler.
Bunun kökenleri nedir diye düşünmüşümdür çoğu zamanlar. Şöyle bir geçmişten örnekler sunsam bu konuya açıklık getirebilir mi? Şimdi bu semtte oturmuş bazı tarihi kimliklerin adlarını veriyorum: Hacı Halil Efe için "Kurtuluş Savaşı’nın isimsiz kahramanları kimlerdir?" diye sorulsa, ilk sıraya yazın derim. Hacı Halil her ne kadar Dereli köyünden olsa da kendisi Bahçekahve’deki medresesinden mezunudur. Kendisinden 13 yaş küçük Gökçen Efe’nin işgale karşı duyarsızlığı üzerine ona nasıl uyarılar yaptığını tarihi kaynaklar yazıyor. Tire’mizin meşhur müftüsü Sunullah Hoca hemen üst tarafta Suratlı semtinde doğmuş bir ulusal kahramanımızdır. Atatürk İlköğretim Okulu arkasındaki evinde yaşayan Ispartalızade Hacı Süleyman Efendi’yi de bunlara ilave edersiniz. Bu insanların en büyük özelliği, Tire’nin Kurtuluş Savaşı’nda canla başla halkı örgütlemeleridir.
Bahçekahve’deki bu ruh oralardan mı geliyor diye düşünürüm hep. Elbette oralardan geliyor. Çünkü bizler o güzelim insanların kahramanlık hikâyelerini dinleyerek büyüdük. Kim bilir kimler vardı daha Bahçekahve’nin isimsiz kahramanları... Bu sene kaybettiğimiz Şakir Abalı büyüğümüz de Bahçekahve semti doğumlu, Almanya’da eğitim görmüş ve Türkiye’de ilk üç kağıt mühendisinden birisidir. Karton ve kutu üzerine Türkiye’de bazı fabrika kurulum çalışmalarında bulunmuş değerli abimiz idi. En son Tire Kutsan’da yöneticilik yapmış ve tüm çalışanların takdirle andığı bir şahsiyettir. Gerçekten çok özel bir kimlik idi Şakir abimiz; rahmetle anıyorum kendisini.
Savranlar ya da Savranoğlu dendiğinde herhalde bu büyük aileyi duymuş olmalısınız. Kendileri Bahçekahveli olup bu güzel semtten palazlanmışlardır. Türkiye’de bir zamanlar deri sektöründe ilk akla gelen aile idi; belki de hâlâ öyledir. Bu aileden olan Mehmet Savran, önce Karacaali Çayı kenarında küçük bir tabakhanesi var iken İstanbul’a gitmiş ve Foti marka Kazlıçeşme’deki deri fabrikasına ortak olmuştur. Tire gibi küçük bir kentten çıkıp İstanbul’a yelken açan ve orada bir Rum ile fabrikaya ortak olan, sonraları bu ortağın ülkeyi terk etmesi ile tek başına kalan Mehmet Savran ve ailesinin deride egemenliği hâlâ sürmektedir. Latif Amca Savran ailesinin en yaşlı bireyi olarak, ne yazık ki kendisini geçen günlerde kaybettik.
Bahçekahve kuzeyinde Uşşaki ve paralelinde Ay sokakları ile de derin bir tarihin izlerini taşımaktadır. Nitekim Tire’de Uşşaki Sokak’ta doğmuş Kaygusuz Kazım, 1900 yıllarının başında eğitimini İstanbul’da o yılların Darülfünun’unda okumuş çok değerli bir ilim ve irfan sahibi idi. Özellikle Seha Gidel gibi bir Cumhuriyet dönemi aydını ondan her zaman övgü ile söz ederdi. Kendisi Tire’de bazı yazarların eserlerinde kaynak olmuş çok değerli bir şahsiyettir. Bahçekahve semti yazısı burada son buluyor. Sizlere bir gerçeği burada itiraf edeyim: Aslında tüm Tirelilerde biraz da Bahçekahvelilik vardır.
TİRE’DE YAYGIN BİR ÖZDEYİŞ Ereğ’in kendir kırışı, Yeniceköy’ün sokağa oturuşu, Yeni Cami’nin ezan okuyuşu (İmam Yakalı), Bahçekahve’nin baygın bakışı meşhurdur.

