Kemerdere Köyünde Asırlardır Süregelen Bir Geleneğin Son Temsilcisi
Onu yakın zamanda kaybettiğimizi duyduğumda nasıl üzüldüm bilemezsiniz... Bu acı haberle birlikte, dağ köylerimizdeki insanların en köklü geleneklerinden birinin daha sessizce son bulduğunu anlamakta güçlük çekmedim. Köyünden çok uzaklardaydım; ne yazık ki ona son görevimi yapma, cenazesine yetişip helalleşme imkânım da olmadı. Tire’de olsaydım kabrine mutlaka bir avuç toprak atar, onunla vedalaşırdım. Kısmet olmadı...
Onu yakın zamanda kaybettiğimizi duyduğumda nasıl üzüldüm bilemezsiniz... Bu acı haberle birlikte, dağ köylerimizdeki insanların en köklü geleneklerinden birinin daha sessizce son bulduğunu anlamakta güçlük çekmedim. Köyünden çok uzaklardaydım; ne yazık ki ona son görevimi yapma, cenazesine yetişip helalleşme imkânım da olmadı. Tire’de olsaydım kabrine mutlaka bir avuç toprak atar, onunla vedalaşırdım. Kısmet olmadı...
Peki, kimdir bu Fadime Teyze?
Fadime Teyze; sert iniş çıkışları ve sarp yamaçlarıyla bilinen Kemerdere köyünde doğdu. Tabiat koşulları bu denli çetin olan köyümüzün ahalisi, doğanın aksine cana yakın, yumuşak huylu ve asil insanlarıyla diğer yörelerden hemen ayrılır. Kemerdere aynı zamanda "doğurgan" bir köydür; civardaki Küçük Kemerdere, Dallık ve Işıklı köylerinin bu ana yerleşimden ayrılarak kurulduğu söylenir. Köyümüzün içinden bir dere geçer; derenin biraz ilerisinde yer alan Roma ya da Bizans döneminden kalma tarihi su kemerinden ve köprüden dolayı köyümüze bu isim verilmiştir. Ayrıca köyde "Sarı İsmail" adıyla bilinen ata mezarındaki ulu zatın, büyük mutasavvıf Hoca AhmedYesevî yurdundan buralara gelip sarı suyun başında konakladığı ve burayı yurt edindiği rivayet edilir.
Fadime Teyze’yi tarif edeceksek, onu tüm bu tarihsel ve kültürel mirasla birlikte ele almak gerekir. O, yüzlerce yıldır başarıyla yürütülen devasa organizasyonların ve usta aşçıbaşılık geleneğinin dağlarımızdaki son temsilcisiydi.
Ondan sonra bu toplu yemekler ne yazık ki hazır yemek (catering) şirketlerinin eline geçti. Bu firmalar geleneksel sofra kültürümüzü terk ettiler. Önce çeşit sayısını azalttılar; köpükten ya da plastikten, dört gözlü uyduruk bir tabak içine üç çeşit yemeği koyup sundular. Bizim insanımız sofradan doymadan kalksa bile utancından gidip ilave yemek isteyemez. İnsanlar o zengin düğün sofralarından doymadan kalkıp alanı terk eder oldular. İşte o vakit herkes Fadime Teyze’yi mumla arar oldu.
Onu yıllar önce Cambazlı köyündeki bir düğün yemeğinin başında; gözleri tencere ve kazanların üzerinde, pürdikkat ve tetikte gezinirken görüp tanımıştım. Oğlu Bilal ile birlikte, geri dönüşü olmayan bu hassas pişirme sürecinde yemekleri aralıksız kontrol ediyordu. O; başta düğünler olmak üzere tüm toplu yemeklerin baş mimarı, planlayıcısı ve uygulayıcısıydı. Atalarından öyle görmüş, bu emaneti ömrü boyunca büyük bir ciddiyet ve sorumlulukla taşımıştı.
Düşünün bir kez: Düğüne ailecek geldiniz, yediniz, içtiniz, kalkıp evinize döndünüz. Ertesi gün, "Yemekler ne kadar nefisti, hele o keşkek ile nohutlu et harikaydı!" dediniz. Söz konusu düğün, hafızalarda artık o lezzetli yemekleriyle anılacak; düğün sahipleri de bununla gururlanacaktır.
Özellikle toplumsal birlikteliğimizin en somut simgesi olan keşkek, düğünlerimizin baş tacıdır. Toplu yemek ustaları düğünden önceki gece keşkeğin başında sabahlarlar; pişme sürecini kimseye emanet etmezler. Uykusuz geçen saatler boyunca, gözlerini kazandan ayırmadan keşkeği sürekli karıştırırlar. Çünkü keşkeğin dibi tuttuğu an her şey biter; o yanık kokusu yemeğe bir sindi mi telafisi imkânsızdır. Fadime Teyze’nin keşkek konusunda yanında yetiştirdiği evlatlarına dahi güvenmeyip işi bizzat kendi elleriyle yaptığı bilinirdi.
BİR KÖYÜN ORTAK MİRASI: BAKIR KAPKACAK
Tire’nin hemen her köyünde her an kullanıma hazır, imece usulüyle korunan bakır kapkacaklar bulunur. Düzenli olarak kalaylatılan bu malzemeler; dev keşkek kazanları, nohutlu et tencereleri ve kavurma tavalarından oluşur. Düğünler, hayırlar, mevlitler ve mahyalarda bu malzemeler köyün ortak mülkü olarak meydana çıkarılır. Bu kazanlara bakır çanaklar ile çatal kaşık takımları eşlik eder. Yüzlerce yıldır süregelen asil bir dayanışma geleneğidir bu.
FADİME TEYZE’NİN GELENEKSEL DÜĞÜN MENÜSÜ
-
Arpa Şehriye Çorbası
-
Mevsim Salatası
-
Tereyağlı ve Soslu Keşkek
-
Dana Kavurma
-
Nohutlu Et
-
Düğün Pilavı
-
Sebze Yemeği(Mevsim kış ise pırasa, yaz ise taze fasulye)
-
İrmik Helvası
Özel Not:Düğün telaşında canla başla çalışan görevliler ve gençler için, kesilen dananın işkembesinden özel bir işkembe çorbası pişirildiğini de oğlu Bilal’den öğrenmiştim.
BİR KAZAN KEŞKEĞİN İNCELİKLERİ
Menü ne kadar zengin, değil mi?
Düğünden bir gün önce köylüler mükemmel bir imeceyle toplanıp danayı keser, pay etme ve doğrama işini hep birlikte tamamlarlar. Aynı gün köyün delikanlıları dağa keşkeklik odun kesmeye çıkarlar. Dananın özel kısımlarından kavurmalık ve keşkeklik etler ayrılır. Keşkek için özellikle dananın boyun eti haşlanır; ardından kaynatılan özel keşkeklik buğday ile harmanlanır.
Bu düğünlerde et ile buğdayın ölçüsü bire birdir: Yani on kilogram buğdaya tam on kilogram et konur. Keşkeklik buğday çarşıdaki özel zahirecilerden özenle seçilir. Bakır kazan bu işin olmazsa olmazıdır; ateşte ise mutlaka yaş meşe odunu kullanılmalıdır. Kuru odun harlı yanarak keşkeğin dibini tutturur; yaş odun ise ağır ağır, közüyle demler.
Fadime Teyze gibi büyük ustalar bakır kazanı sacayağına oturturken altına iki kat yedek sac yerleştirir, sacların arasına da kül serperlerdi. Böylece kazan doğrudan harlı ateşle temas etmez, yemek kendi buharında demlenirdi.
Akşamdan sabaha kadar kaynayan keşkek, ertesi gün düğün meydanında köyün gençleri tarafından davul zurna eşliğinde, tam bir bayram havasında dövülürdü. Keşkek bir düğünün kalite ölçüsüdür; keşkeği lezzetli olan düğün eksiksiz sayılır. Tire köyleri içinde Peşrefli, Cambazlı ve Büyük Kemerdere köylerinin keşkeği dillere destandır.
Fadime Teyze’yi Aydın Dağları'na yaslanan Tire köylerinde tanımayan tek bir kişi bile yoktur. O, asırlık düğün menülerini eksiksiz yaşatan bir kültür muhafızıydı. Ustalarından devraldığı çıraklık ve kalfalık ahlakını ömrünün sonuna kadar hakkıyla taşıdı.
TEK TİPE İNDİRGENEN SOFRALAR VE YİTEN BELLEK
Çağımız akıl almaz bir süratle değişiyor. Değerler başkalaşıyor; kuşaklar arasındaki uçurum derinleşiyor. Asırlar boyu köklerimizi besleyen o muhteşem sofra kültürümüz de ne yazık ki köfte-pilava indirgenmiş düğün yemekleriyle yok ediliyor. Artık ne imece kaldı ne de mutfaktaki o tatlı iş bölümü... Menülerin zenginliği tırpanlandı. Keşkek gibi yüzlerce yıllık ritüeli olan bir başyapıtın incelikleri günbegün unutuluyor.
Fadime Teyze ile birlikte aslında koca bir köyün hafızası, bir dağın kadim kültürü göçüp gitti. Bu yazı; Tire dağ köylerinin ortak belleğine ufacık da olsa bir vefa notu düşebilmek için kaleme alındı.
Fadime Teyzem, seninle birlikte bir dönemin bereketi ve koca bir sofra hafızası gitti... Ruhun şad olsun, kabrinde huzurla uyu.
DAĞ KÖYLERİNİN USTA AŞÇIBAŞISI: FADİME ERZENE
Fadime Teyze, aslen Büyük Kemerdere köyündendir. Babası İbrahim Bey, annesi Ayşe Hanım’dır. Düğün aşçılığını annesi Ayşe Hanım’dan öğrenmiştir; zira annesi de o yıllarda dağ köylerinin parmakla gösterilen aşçıbaşısıdır. Fadime Teyze onun ocağında yetişmiştir.
Düşünün: Ömründe tek bir gün ilkokula gitmemiş bir Anadolu kadını, binlerce kişilik düğün ahalisini hiç aksatmadan, kimseyi aç ve açıkta bırakmadan doyurabilecek muazzam bir lojistik ve organizasyon dehasına sahipti. Toplu yemekler hata payı sıfır olan işlerdir; en ufak bir eksiklik tüm düğünün adına gölge düşürür. Fadime Teyze bu mesleği yıllarca oğlu Bilal ile birlikte sürdürdü.
Bilal ile konuştuğumda, annesinin çalışma sahasının çok geniş olduğunu; sadece kendi köylerinde değil, Tire merkezinde ve tüm çevre köylerde yüzlerce düğün yemeğini başarıyla idare ettiğini anlattı. Bilal’in özellikle yoğurtlu soğuk mezeler, düğün salatası ve sofraların meşhur kaşık salatasında annesine ustalıkla yardım ettiğini öğrendim.
Fakat son yıllarda hazır yemek sektörünün köylere kadar girmesiyle birlikte oğul Bilal de bu mesleği bırakmak zorunda kalmış. Ne diyelim... Yüzyıllardır süregelen değerlerimiz birer birer elimizden kayıp gidiyor, bizler de sadece ardından bakakalıyoruz.
Bu satırları noktalarken; samimiyetin, içtenliğin ve hakiki insan emeğinin harmanlandığı o güzel günlerin ve Fadime Teyzelerin hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.

